Buca’nın modern belediyecilik serüveni, 1987 yılında Konak’tan ayrılıp müstakil bir ilçe statüsü kazanmasıyla başladı. O günleri hatırlayanlar bilir; "işe göre adam" mantığıyla hazırlanan, 220 bin nüfusu esas alan liyakat odaklı bir organizasyon şeması vardı. Tarım alanlarına dokunmadan, kayalık arazide 14 ayda yükselen ve orta gelirliyi ev sahibi yapan Evka-1 mucizesi, bir kentin nasıl planlanabileceğinin en somut örneğiydi. O günlerde kişi başına düşen 13,5 metrekarelik yeşil alan, bugün ne yazık ki rant uğruna 2 metrekarenin altına kadar geriledi.
Bugün Buca, sadece beton yığınına dönüşmekle kalmıyor; yönetimsel bir vizyonsuzluğun pençesinde can çekişiyor. 1988 yılında gecekondu işgalinden kurtarıp belediye lojistik alanı yaptığımız bölge, bugün "halı altına süpürülen çöplerin" merkezi haline gelmiş durumda. Son yağmurlarla birlikte Buca’nın ana girişine akan o çöp sızıntıları, sadece çevre kirliliği değil, doğrudan bir halk sağlığı tehdididir. İşçisinin maaşını ödeyemeyen, memurunu "havuz sistemi" adı altında belirsizliğe ve baskıya mahkûm eden bir belediye yönetiminin, öte yandan şatafatlı başlıklarla "Üretken Yapay Zekâ Eğitimi" duyurusu yapması, tam anlamıyla bir "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" vakasıdır.
Habitat ve Sürdürülebilirlik mi Dediniz?
Belediye yönetiminin dilinden düşürmediği "Habitat" ve "Sürdürülebilirlik" kavramlarının içini boşaltmak, kente yapılabilecek en büyük kötülüktür. Habitat, bir canlının sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürebileceği doğal yaşam alanıdır. Çöp dağlarının içinde, yeşili yok edilmiş bir Buca artık insan habitatı olmaktan çıkmıştır. Sürdürülebilirlik ise bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kaynaklarını yok etmeden karşılamaktır. Oysa Buca’da bugün yapılan; geleceği bugünden tüketmek, liyakatli personel yerine siyasallaşmış kadrolarla günü kurtarmaya çalışmaktır.
Genç Başkana ve Buca’ya Uyarı
Görevdeki genç belediye başkanına hatırlatmak gerekir: Algı yönetimiyle, boyalı afişlerle ve içi boş eğitim programlarıyla bir kentin sorunları çözülmez. Buca’nın ihtiyacı olan şey yapay zekâ eğitiminden önce;
Norm Kadro Esasına Dönüş: Mevcut nüfus projeksiyonuna uygun, nitelikli ve işinin ehli personelin doğru birimlerde istihdam edilmesi,
Liyakatli Yönetim: Çalışanların haklarını teslim eden, baskıdan uzak bir iş ortamının tesisi,
Ekolojik Restorasyon: Rant için feda edilen yeşil alanların ve altyapı sorunlarının bilimsel yöntemlerle çözülmesidir.
1988 yılında benim talimatımla, Hasan ağa Bahçesi’ndeki İzcilik Şubesi’nde bir ressama çizdirdiğimiz o meşhur belediye logomuzda; üzüm bağları, bahçeler ve bereketli bir Buca vardı. Bugün o logoyu her gördüğümde içim burkuluyor; çünkü o bağların yerinde artık yüksek binalar, kilitlenmiş trafik ve patlayan kanalizasyonlar var.
Buca’nın nasıl bu hale getirildiğini, rantın estetiği ve doğayı nasıl katlettiğini tüm detaylarıyla kaleme aldığım "Buca: Yeşilden Ranta Bir Kentin Anatomisi" adlı kitabımda yakında tüm gerçekleri belgeleriyle ortaya koyacağım.
Henüz vakit varken, Buca’nın sonunu getiren bu "göz boyama" siyasetinden vazgeçilmeli; kentin asıl sahibi olan halkın ve emekçinin hakları öncelenmelidir. Aksi takdirde tarih, bu vizyonsuzluğu affetmeyecektir.
"Bugün 520 bini aşan nüfusuyla 40 ilden büyük olan Buca, 2025 bütçesini 4,8 milyar TL olarak belirlemiş ancak işçisinin alın terini, memurunun 7 aylık hakkını ödeyemez hale gelmiştir. Norm kadro ilkesi, bir belediyenin siyasi arpalık değil, bir hizmet makinesi olmasını öngörür. Oysa bugün Buca'da personel sayısı kâğıt üzerinde artarken, sokaktaki çöp miktarı ve altyapı çöküşü, 'nitelikli uzman' yerine 'siyasi sadakat' odaklı istihdamın acı faturasını önümüze koymaktadır. 1988'de 220 bin nüfusa göre tıkır tıkır işleyen sistemin, bugün devasa bütçelere rağmen iflas etmesi; yapay zekâ eğitimleriyle değil, ancak norm kadro disiplinine ve liyakate dönüşle tedavi edilebilir."