Türkiye bugün iki farklı gerçekliğe uyanıyor. Bir tarafta 182 ülke arasında 124. sıraya gerilediğimizi gösteren "Yolsuzluk Algı Endeksi", diğer tarafta ise 13 ili kapsayan, mevcut OSB’lerin 11 katı büyüklüğünde "Mega Endüstriyel Bölgeler" müjdesi. Soru şu: Hukukun ve şeffaflığın olmadığı bir toprakta, muazzam sanayi bölgeleri ne kadar yükselebilir?
Şeffaflıkta "Üçüncü Dünya" Gölgesi
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2025 verileri can yakıcı. Sadece bir yılda 34 puandan 31’e gerileyen bir Türkiye var. Bu sadece bir sayı değil; yatırımcının ürktüğü, hukukun yerini "tanıdıklara" bıraktığı ve "dış güçler" söyleminin artık kimseyi ikna edemediği bir irtifa kaybıdır. 2013 yılında 50 puanla Balkanlar’dan daha iyi durumdayken, bugün hukukun üzerine düşen o karanlık gölge, doğrudan mutfağımızı ve yatırım güvenliğimizi vuruyor.
Anadolu’da Sanayi Devrimi mi?
Madalyonun diğer yüzünde ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın ilan ettiği tarihi bir adım var. Samsun'dan Mersin'e uzanan dev bir koridor, 59 bin hektarlık yeni yatırım alanı... Marmara’nın sıkışmışlığından kurtulup Anadolu’nun kalbine, Aksaray’dan Yozgat’a kadar uzanan bu "Master Plan", Türkiye’nin gelecek 30 yılına ışık tutma iddiasında. Demir yolları, teknoloji kolejleri ve yeşil üretim vaatleri kulağa oldukça hoş geliyor.
Hangisi Doğru?
İşte çelişki tam burada başlıyor: Yolsuzlukla anılan bir ülkede, devasa sanayi alanları kime tahsis edilecek?
Bakan Kacır, "sanayicinin en uygun maliyetle yatırım yerine erişimini" amaçladıklarını söylerken; Avrupa Konseyi raporları, belediyelerdeki soruşturmaların taraflı yürüdüğünden ve "Siyasi Etik Kanunu"nun tozlu raflarda bekletildiğinden bahsediyor.
Analiz: Kurumlar mı, Şahıslar mı?
Modern bir devlet, sadece metrekare bazında büyüyen sanayi bölgeleriyle değil, o bölgeleri yönetecek kurallarla yükselir. 5.5 milyon kamu personelinin olduğu bir düzende; eğer denetim, denge ve hesap verilebilirlik yoksa "güç bozar, mutlak güç mutlaka bozar." Mega endüstri bölgeleri inşa etmek vizyoner bir adımdır ancak bu bölgelerin "getirim kapısı" değil "üretim üssü" olması için yolsuzluk endeksindeki o 31 puanın utancından kurtulmamız şarttır.
Sonuç olarak: Türkiye bir yol ayrımında. Ya muazzam sanayi alanlarını şeffaf bir hukuk sistemiyle taçlandırıp gerçek bir kalkınma yaşayacak; ya da yolsuzluk çukurunda debelenirken o devasa fabrikaların sadece kâğıt üzerinde veya belirli ellerde kaldığı bir "seçim ekonomisi sahte cenneti “ne hapsolacak.
Anadolu’nun toprağı fabrika bekliyor, ama ondan önce adalet ve dürüstlük susuzluğunu gidermek istiyor. Gönlüm sayın bakanın açıklamalarından yana ancak rakamlar tersini söylüyor. Ülkemi seviyorum ve bu kara bulutların dağılmasını ve baharın gelmesi en büyük dileğimdir. Dost acı söyler.
Veri Analiz Tablosu: İki Türkiye Karşı Karşıya
|
Kriter
|
Yolsuzluk/Hukuk Gerçeği
|
Sanayi/Yatırım Vaadi
|
|
Puan/Kapasite
|
100 üzerinden 31 (Çok Kötü)
|
59 Bin Hektar Yeni Alan
|
|
Küresel Yerimiz
|
182 ülke içinde 124. sıra
|
Mevcut OSB’lerin 11 Katı Büyüme
|
|
Temel Sorun
|
Siyasi irade ve vizyon eksikliği
|
Marmara’daki sanayinin sıkışmışlığı
|
|
Risk / Fırsat
|
Yatırım güvenliğinin kaybolması
|
Anadolu’nun topyekûn kalkınması
|