Ne 23 bin liralık ortalama emekli maaşı. Ne 28 bin liralık asgari ücret. Ne de ortalama kira ücretinin 30 bin lira olması. Ne esnafın, ne üretecinin, ne dar gelirlerinin ne de 10 milyon işsizin hali.
Aylardır Türkiye’nin biricik gündemi, “Ne olacak bu CHP’nin hali?” tartışmaları.
Son bir ayda tüm TV kanallarında, tüm gazetelerde ve yayın organlarında ana gündem CHP.
Butlan kararı sonrası yaşananlar her gün yeni bir aksiyon filmi gibi. Butlan yönetiminin atadığı İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü’nün “İl binasına kan dökülmeden girdik” sözleri durumun vahametini açıkça gözler önüne seriyor.
Partililerin birbirinin kanını dökmemesi başarı sayılıyor.
*
En kısa sürede seçim yapıp 25 yıllık iktidarı bir an önce değiştirmenin ilk hedef olması gereken CHP’de, 6 yıl önce yapılan seçimlerle gelen Genel Başkan koltukta. Bir daha ne zaman seçimli Kurultay yapılacağı belli bile değil?
Bu durumdaki bir ana muhalefet partisi, iktidar partisinden nasıl seçim isteyecek?
İstese bile iktidar partisi, “Sen önce kendi partinde seçim yap” derse ne cevap verecek?
Bir de işin “arınma” boyutu var ki tam akıllara zarar bir durum. Partinin büyük bölümü töhmet altında.
İşin ilginci bu töhmet nerelere kadar gidecek bilen ya da söyleyen de yok.
Örneğin 2019 yerel seçimleri sonrası Genel Merkezin talimatıyla geldiğini söyleyip İzmir’deki tüm belediye başkanlarına asansör denetimlerinin Makine Mühendisleri Odası’ndan alınıp kendi belirledikleri özel bir şirkete verilmesini dayatan dönenim MYK üyelerine de “Arınma” kuralları uygulanacak mı? Bilinmiyor.
İZBETON Kooperatiflerindeki davalar nedeniyle önceki dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Eski CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu da “Arındırılacak mı?” O sorunun da cevabı yok.
*
Ama bütün bunlardan daha önemlisi CHP’nin düştüğü bu kuyudan nasıl çıkacağı.
Artık bildik sorunları tekrar etmenin değil çözüm üretmenin zamanı.
Aslında çok da zor değil. Dünyadaki tüm sosyal demokrat partilerdeki birkaç önemli kuralı uygulamak yeterli.
Örneğin kaybeden gider kuralı. Demokrasi iddiasındaki tüm ülkelerdeki sosyal demokrat partilerde hatta o ülkedeki tüm partilerde kesin bir kural var. Seçim kaybeden lider gider. CHP’nin tüzük ve parti programında bu madde olsa başına bu felaketlerde hiç gelmezdi.
Yine dünyada demokrasi iddiasındaki partilerde önemli bir kural daha var. Siyasete girenler, partilerin herhangi bir kademesinde görev alanlar ve birinci derece yakınları devlet kurumlarından ihale alamaz.
Aslında bu kural Türkiye’de de bir dönem gündeme gelmişti. Ama CHP’de değil AK Parti’de. Ahmet Davutoğlu 14 yıl önce Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı olduğunda bu maddeyi gündeme getirdiğini ama kabul ettiremediğini açıklamıştı.
Ama bu madde CHP’de hiç gündeme gelmedi nedense. Sonuçları da ortada.
Genel Merkez yöneticileri, il başkanlıkları, ilçe başkanları, delegeler, milletvekilleri, belediye başkanları ve meclis üyelerinin başta belediyeler olmak üzere hiçbir kamu kuruluşuyla hangi şekilde olursa olsun parasal ilişkiye giremeyeceği, ihale alamayacağı değiştirilemez kural olarak parti tüzük ve programına girse can sıkıcı olaylar hiç yaşanmaz.
Hele bir de CHP’nin iktidarda olduğu yerel ya da genel kamu idarelerinde memur ve işçi alımlarının sadece KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) ile yapılacağı da tüzük ve programa girerse hiç sorun kalmaz.
İşte o zaman her türlü göreve talip olanların bunu şahsi çıkar için mi yoksa ideal için yaptığı konusunda hiç tereddüt kalmaz.
Bir de elbette belediye meclis üyeliği, belediye başkanlığı ve milletvekilliği aday belirlenmesinde ön seçim şartı var.
Aslında bu kural tüzük değişikliği kurultayında gündeme gelmiş ve tüzüğe eklenmişti. Ama bugüne kadar hiç uygulanmadı.
*
Bunların yapılması zor mu? Aslında hiç de zor değil.
Ama bu kararlar alınırsa partiye ilçe başkanı ve ilçe yöneticisi bile bulunamaz diyorsanız o başka.
O zaman 103 yıllık Atatürk mirası Türkiye’nin kurucu ve ilk partisi neden bu halde diye sorgulamaya da gerek yok.