İzmir'de Son Dakika

İKİNCİ ANNEM: ZÜHAL ANA..

​1992 yılında annemi kaybettim. Annem İzmir İmam Hatip Lisesi’nden emekli olmuş çok yaşlı bir öğretmendi. Karşıyaka Ferik Osman Paşa Camii avlusuna, bir Ramazan ayının ilk Cuma günü ayak bastığımda, tüm avlunun ülkemizin bir çok köşesinden öğretmenlerini öte aleme uğurlamak için koşup gelmiş; imamlar, müftüler, müezzinler ve din görevlileri ile dolduğunu gördüm. Hepsinin hürmet ve rahmet dileklerini babamla birlikte karşıladık. Ancak tabutun başında çok şık giyinmiş başları kapalı iki bayan vardı. İkisi birden şu sözlerle acımı biraz olsun dindirdiler:
İKİNCİ ANNEM: ZÜHAL ANA..
Haberler / Güncel
22 Haziran 2026 Pazartesi 19:57

1992 yılında annemi kaybettim. 
Annem İzmir İmam Hatip Lisesi’nden emekli olmuş çok yaşlı bir öğretmendi. Karşıyaka Ferik Osman Paşa Camii avlusuna, bir Ramazan ayının ilk Cuma günü ayak bastığımda, tüm avlunun ülkemizin bir çok köşesinden öğretmenlerini öte aleme uğurlamak için koşup gelmiş; imamlar, müftüler, müezzinler ve din görevlileri ile dolduğunu gördüm. Hepsinin hürmet ve rahmet dileklerini babamla birlikte karşıladık.
Ancak tabutun başında çok şık giyinmiş başları kapalı iki bayan vardı. İkisi birden şu sözlerle acımı biraz olsun dindirdiler:
•⁠  ⁠Yaşar oğlumuz, senin küçüklüğünü biliriz. Tek evlat olarak acını anlıyoruz. Ancak bil ki, bu günden sonra iki anan var. Senin daima yanındayız..”
Bu iki bayan, Zühal Yorgancıoğlu ve (Uğur Yücel’in annesi) idi. O tarihten sonra Zühal Yorgancıoğlu kendisine hep “abla” dediğim zaman, sert bir şekilde sözümü keser ve “Ben senin ananım, bana anne diyeceksin..” diye beni uyarırdı. Hep zaman yanımda dimdik durdu. Bu satırları, onu kaybettiğimiz bu gün yazıyorum.
ZÜHAL YORGANCIOĞLUNUN ANASI
Evet.. Zühal Yorgancıoğlu’nu kaybettik. Hatıralara dalıyorum.. 
Zühal anam, Hürriyet gazetesinde yazdığım gibi, sevgili annesini bana şöyle anlatmıştı:
 “- Annem yedi göbek İzmirliydi.. İşgalin acılarını, kurtuluşun coşkusunu yaşamıştı. Çocukluğumuz, ‘vatan, millet, bayrak, Atatürk sevgisi’ ile geçti. Anneciğim bizi bağrına basar, ‘Yavrularım, bayrağı bir kez kaybederseniz, bir daha bulamazsınız’ derdi.
Her 9 Eylül günü, iki kızını gelin gibi süsler, elimizden tutup törenler için Namazgah’tan Konak’a indirirdi. O gün sanki düğüne gider gibi İzmir mahalleleri ve Ege köyleri akın akın yolları doldurur, kahraman ordumuzun geçeceği köşeleri tutardı. Bayrağımızın dalgalanarak geçişini görmek için insanlar üst üste yığılırdı. Kalpaklı kuvayı milliyecileri bağırlarına basarlardı.
Anneciğim, tören başlar başlamaz ağlardı. Hem de hüngür hüngür.. Niçin ağladığını bilmezdik, çünkü çok küçüktük. Ama biz de annemizle birlikte ağlardık. ‘Çocuklarım bizim en büyük bayramımız 9 Eylül’dür, çünkü o gün biz cehennemden kurtulduk. Eğer 9 Eylül olmasa idi, ne Kurban Bayramı olurdu, ne Ramazan, ne Cumhuriyet bayramı..’ derdi.
9 EYLÜL İDEALİZMİ..
“- Bu sözlerinin anlamını çok sonra genç kız olunca anladım. 1969’du.. Annem çok yaşlanmıştı. 7 Eylül’de hastaneye kaldırdık. 9 Eylül törenlerini göremeyeceğim diye üzülüyordu. ‘Anneciğim, seni 9 Eylül’de Büyük Efes Oteli’ne taşıyacağız, sahile bakan oda tuttum. Törenleri izleyeceksin’ dedim. Çocuklar gibi sevindi. Ancak ertesi günü ağırlaştı ve 9 Eylül’de vefat etti.
Süvarilerin geçeceği yoldan bu kez anamın cenazesi geçti. Hastanede yanında sımsıkı tuttuğu çantasından bir küçük Türk bayrağı çıktı. Onu yıkamış ve tertemiz ütülemişti. Onu ebedi yatağına, toprağa tevdi ederken, mezarına o bayrağı da koyduk. ‘Anneciğim, toprak ve bayrak’ birbirine karıştı. Bu yüzden bayrak görünce ağlarım. Türk bayrağını gökyüzüne yazmak için moda aleminde canla başla çalıştım.”
BAYRAK DİKTİM
“- Yugoslavya’nın Trogir kentindeki Enternasyonal Moda Festivali’ndeydik. 26 ülke vardı. Dev salona girdik, podyum süslenmişti, devletlerin bayrakları gönderlerde peri kızları gibi dalgalanıyordu.
25 bayrak var, ama Türk bayrağı yok. Yıldırım gibi atılıp festival başkanının yakasına yapışıp, ‘Nerede Ayyıldız?..’ diye bağırdım. Zagrep ve Bükreş konsolosluklarımızdan istemişler, ama, bizimkiler o ölçüde bayrak olmadığı için gönderememiş. Defileye bir saat var. Kırmızı elbisemi parçaladım, dikdörtgen yaptım. Beyaz jüponumu kesip, ay ve yıldız yapıp diktim. Toplu iğneyle ekledim birbirlerine.
Podyuma çıkıp elimle bayrağımızı göndere yerleştirdim. Ayyıldız artık nazlı nazlı dalgalanıyordu. O festivalde büyük bir zafer kazanmıştık..”
SOKAK AÇILIŞI
 Bir vatansever sanatçıyı dinlediniz.. Evrensel başarısının sırları bu cümlelerinde gizlidir.. 25 Ocak 2010 günü Alsancak 1398 Sokak’ta anlamlı bir tören oldu. “Zühal Yorgancıoğlu Sokağı” açıldı. Başkan Dr. Hakan Tartan’ın jestiyle konuşma fırsatım oldu. 1992’de vefat eden annemin cenazesinde bizi yalnız bırakmayan Yorgancıoğlu’na büyük sevgi ve hürmet beslediğimi, isteği üzerine kendisine seve seve “Ana” demeye başladığımı anlattım.
Onu, İzmir’e giren kalpaklı süvarilerimizin yanıbaşında elinde bayrak Konak’a koşan bir hanım gibi gördüğümü, Türk estetik gerçeğini moda yoluyla dünyaya tanıtmak için yaşamınca çırpındığını, Halide Edip’ler, Nene Hatun’larla anılması gerektiğini söyledim. Sonra elini hürmetle öptüm..
Türk Masalı’nın estetik destanını “uzaya” yazan, kainat çapında “Madam Z” diye ünlenen Zühal Ana’mıza, bir şiirimi de okudum..
Allah rahmet eylesin..
Bir “Madam Z” bir daha gelmez..

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT MAGAZİN SPOR RÖPORTAJLAR GENEL
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2026 İzmir'de Son Dakika