İzmir'de Son Dakika

Kadın gazeteciler medyadaki uyuşturucu, seks ve taciz skandallarını değerlendirdi: Skandalları duyuran basın artık skandallarla anılıyor

İzmir basının duayen isimlerinden Nurhayat Akın Talay ile Flash TV, Eko Türk, Haber Türk, Show TV ve Gain Medya gibi kurumlar el konulması ile gündeme gelen basındaki kirlenmeyi Egeli Gazete TV’de değerlendirdik. Kara para aklama, bahis, siyasi ve ticari çıkar iddiaları adli sürece yansırken grup seks, uyuşturucu dedikoduları da kamuoyu gündemini meşgul ediyor. Peki yıllarını gazeteciliğe vermiş isimler, Mehmet Akif Ersoy’un yatak odası fantazileri ile Ela Rümeysa Cebeci’nin özel yazışmalarıyla üstü örtülen kirli medya ilişkileri hakkında ne düşünüyor? Cevabı röportajımızda…
Kadın gazeteciler medyadaki uyuşturucu, seks ve taciz skandallarını değerlendirdi: Skandalları duyuran basın artık skandallarla anılıyor
Haberler / Röportajlar
27 Aralık 2025 Cumartesi 16:19


İzmir basının duayen isimlerinden Nurhayat Akın Talay ile Flash TV, Eko Türk, Haber Türk, Show TV ve Gain Medya gibi kurumlar el konulması ile gündeme gelen basındaki kirlenmeyi Egeli Gazete TV’de değerlendirdik. Kara para aklama, bahis, siyasi ve ticari çıkar iddiaları adli sürece yansırken grup seks, uyuşturucu dedikoduları da kamuoyu gündemini meşgul ediyor. Peki yıllarını gazeteciliğe vermiş isimler, Mehmet Akif Ersoy’un yatak odası fantazileri ile Ela Rümeysa Cebeci’nin özel yazışmalarıyla üstü örtülen kirli medya ilişkileri hakkında ne düşünüyor? Cevabı röportajımızda…


Efsun Erbalaban Yılmaz: Gündemde medyaya yönelik operasyonlar var. Önce genel bir değerlendirme yapalım.

Nurhayat Akın Talay: Türkiye son yıllarda toplumda yaşadığımız sosyal çürümenin en bariz örneklerinden birini yaşıyor. Her geçen gün medyanın içinde bulunduğu durumla ilgili ciddi, korkutucu, endişe verici gelişmeler yaşıyoruz. Özellikle son dönemde yoğunlaşan operasyonlarda, medyanın haber verme, 4. kuvvet olma özelliğini kaybettiğini, tam bir suç drama dizisi izler gibi seyrediyoruz. Medya asli görevini bırakmış durumda.

Efsun Erbalaban Yılmaz: Usta bir yönetmen çekse belki Oscar'lık bir film çıkacak o derece karmaşık, ilginç ilişkiler. 

Nurhayat Akın Talay: Benim meslekte 43’üncü yılım, ilişkilerin bu kadar yozlaşabileceğini, sınırların bu kadar açılabileceğini asla ve asla düşünemezdim. Gerçekten gelinen nokta ürkütücü, çok çok ürkütücü.

Efsun Erbalabalan Yılmaz: 43 yıllık gazeteci olarak geçmiş ve bugün mesleki açıdan değerlendirsek, özellikle medya sahipliği bağlamında neler söylersiniz?

Nurhayat Akın Talay: O zamanlarda her şeyden önce medya patronları da medyanın içinden kişilerdi.Haber yazmayı bilen, haber okumayı bilen insanlardı. Ben özellikle Tercüman’da çalıştığım dönemden bahsedebilirim. Patronumuzun sabahları her gazetede yapılan haber toplantısında yazı işleri toplantısında bulunduğunu gördüm. Her gün yazı işleri toplantısında o günün manşetini, o günün başlıklarını, konularını medya patronunun da birebir diğer müdürleriyle işte haber müdürü, yurt haberler müdürü, yazı işleri müdürü ile genel yayın yönetmeliğiyle birlikte oturup tartıştığını, görüş verdiğini fakat bunları yaparken herhangi bir ticari ilişkiler içerisinde olmamasından kaynaklanan büyük bir objektif içinde olduğuna da şahit oldum.Zaten ne zaman ki medya patronları gazeteci olma sıfatını yitirdi. Ondan sonra bu çark tersine dönmeye başladı. 

Efsun Erbalaban Yılmaz: Özellikle 2025 yılında gazete, televizyonlara yönelik operasyonlar çok konuşuldu. El konulan medya kuruluşlarının sahibi aslında gazeteci miydi, nasıl işlere bulaşmışlardı bunlar hep tartışma konusu oldu. Operasyonların gerekçeleri bahis, kara para aklama gibi gerekçelerdi ama gündemde yatak odası fantezileri, kadın spikerlerin kıyafetleri yer aldı…

Nurhayat Akın Talay: Medya bu olayları takip eden, bu suç örgütleriyle işte uyuşturucuyla, seks skandalları ile ilgili haberleri takip eden kurum olmalıydı ama roller değişti. Medyanın içindeki bu kirli ilişkiler konuşulur oldu. Yani biz daha önce bunları kamuoyuna yansıtan kişilerken şimdi bunları kamuoyunun önünde yaşayan medya mensupları konuşuluyor. Bu çok tehlikeli ve çok zor bir durum, zor bir süreç. Şu anda tabii birçok şey medyanın itibarsızlaştırılmasından bahsediliyor. Yani bir Mehmet Akif Ersoy olayından örnek vermek istemem ama geneli şu andaki şeyi o tarif edebilir. Bir kişinin özel yaşantısı olması gerekirken onu biz tartışmak durumunda kalıyoruz. 

Efsun Erbalaban Yılmaz: Ayna kaplı odalarda yaşananlar konuşuluyor evet. Çok iyi bir tespit bu, medya geçmişte izleyen durumundayken şimdi skandalları izlenen bir konuma geldi. Medya sahipliği eskisi gibi değil, genelde izlenen ve popüler medya mensupları da eskisi gibi değil. Belki şunu da tartışmamız gerekir, bugün konuşulan isimler aslında yükseldikleri konumlara hak ederek mi gelmişlerdi? Birçok emektar, emekçi meslektaşımız işsizlikle mücadele ederken neden bu isimler tercih edildi diye de sorgulamak gerekmez mi?

Nurhayat Akın Talay: Ben soruyorum ve kendime şu yanıtı veriyorum. Tarihten beri mutlaka birtakım olaylarda işte siyasette, bilimde, sanatta ne yazık ki eskiden beri insanlar, kadınlar cinselliğini kullanarak eğer yetenekleri ve donanımları yeterli değil ise cinselliğini kullanarak bir yerlere geldiler. Ve bunu bugün de medyada izliyoruz. Ama bu kadar yükselmesi garip.
Her dönemde vardı ama bir otokontrol sistemi de vardı medyada. Medya bu otokontrol sistemini de kaybetmiş artık. Yani bir arkadaşımızın göğüs dekoltesi fazla diye basın toplantısında uyarılıp diğer ablalarımız tarafından, gazeteci ablalarımız tarafından uyarılıp dışarıya çıkartıldığına şahidim ben. Yani fark edilmeden bilerek yapılmış da bir şey yok bu arada. Düğmesi açılmış, göğüs dekoltesi çok fazla. Basın toplantısının ortasında bir arkadaşımız boynundaki fuları çıkardı, diğerine verdi. O da gitti, arkadaşımıza verdi. "Git kendini tuvalete toparla." dedi. Yani aramızda böyle de otokontrol vardı. Herhangi bir arkadaşımız kendini daha fazla çıkarmaya, cinselliğini kullanarak gazeteler içerisinde, televizyonlar içerisinde birtakım menfaatler sağlamaya başladığını keşfedildiği anda bu olay bıçak gibi kesilebiliyordu. 

Efsun Erbalaban Yılmaz: Bir parantez açmak istiyorum burada. Gerçekten haber sunmanın ciddiyetini taşıyan kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini düşünüyorum, bu pozisyonda çalışan kadınların metalaştırılmaması gerektiğine inanıyorum. Bugün fotoğrafları paylaşılan ve çok yorumlanan Ela Rümeysa Cebeci'nin dikkat çekici bir giyim tarzı vardı. Yine de eğer kirli ilişkiler, kamu yararını zedeleyen ilişkiler söz konusu değilse onun özel hayatını tartışmak bize düşmezdi. Bir haberci olarak şunu söyleyebilirim ama gazetecilik yeteneklerinden önce kıyafeti ve fiziğinin sağladığı avantajlarla basında yükselenler elbette ki gerçek gazetecileri rahatsız ediyordu. Bu durum beni de rahatsız ediyordu. Biz yıllarca mesela gazetelerde acaba iki parmak eteğimiz yukarı çıksa acaba birinin dikkatini çeker mi? Biri bir şey söyler mi? Bir rahatsızlık olur mu? Bana laf gelir mi? Aileme laf gelir mi? diye sürekli bunun endişesini yaşıyorduk, hala yaşıyoruz. Hatta bu olaydan sonra biraz da bakıyorum medyada görünür kısımda olan gazetecilere. Daha da kıyafetlerine dikkat etmeye başladılar. Sanki biraz daha hani böyle kadının üzerindeki baskı arttı gibi geliyor bana. Ne düşünürsünüz?

Nurhayat Akın Talay: Evet bir baskı oluştu. Ne kadar iyi ne kadar kötü onu da tartışmak lazım.
Benim gözümde dediğim gibi kimsenin ahlak bekçisi değilim ama eğer sınırlar geçiliyorsa, birtakım şeyler çirkinleşmeye başladıysa orada uyarılması, toplumun buna tepki göstermesi son derece normal geliyor bana. Yani bunu kişilik haklarına, işte insanların giyimine, yaşam tarzına müdahale olarak bakmamak gerekiyor. Çünkü gerçekten itici, gerçekten rahatsız edici yani bir haber sunuyorsunuz. Bir de haberin konusuyla o kıyafet ne kadar uyuşuyor? İlk önce oraya bakalım. Yani cinayet haberi sunuyorsunuz, bir terör haberi sunuyorsunuz, bir savaş haberi sunuyorsunuz. Üzerinizde garip bir kıyafet. Sanki birazdan bir düğüne gidecekmiş gibi bir kıyafetle. Orada kalkıp da haber sunmamalısın. Bu yanlış, ben onu eleştiriyorum.

Efsun Erbalaban Yılmaz: Ben şu yönüyle eleştiriyorum. Gerçek gazeteciler dururken ben mesela çok sayıda meslektaşım oldu benim. Hani işsiz kalan ya da çok düşük paralara çalışmak zorunda kalan ya da mobbinge uğrayan kadın meslektaşlarım oldu. Belki de onlar hak ediyorlardı orayı oraları, o mevkileri, o paraları. Ama işte dış görünüşünü kullanarak aslında bu konuda büyük bir yeteneği olmamasına rağmen oralarda bulunması elbette bizim açımızdan rahatsız edici bir durum. Ben normal yaşamda kimsenin kıyafetine karışmaması gerektiğini düşünüyorum. Burada kadın gazetecilerin yaşadığı zorlukları, baskıyı da konuşmak gerekir. Daha çok kıyafetler, partiler, Mehmet Akif Ersoy’un yaşadığı ilişkiler konuşuldu.

Nurhayat Akın Talay: Kadın gazeteci olmak her dönemde zordu. Kadının yapabildikleri, kadının gücüyle kadına karşı gösterilen sınırlanmalar, işte geleneksel rollerle kadın gazetecinin bütünleştirilmesi nedeniyle yaşanan sıkıntılar vardı eskiden. Ve halen daha bu sıkıntılar da var. Ama şimdi bütün bu sıkıntılara karşı bir de kadına karşı uygulanan taciz konusu gündeme gelmeye başladı. Ve bununla ilgili çok şey örnekler vardı. Birçok insanda bugüne kadar susmuş insanlar da kalkıp açıklamalarda bulunuyorlar. Evet, olayın bir de o yönü var. Yani mesleğini ne hale getirdiği, mesleğini ne hale geldiğini çok iyi görmüş olduk. Sen ne düşünüyorsun peki bu konuda? 

Efsun Erbalaban Yılmaz: Kadın olarak zaten sektörde kalmak çok zor bir şey. Özellikle çalışma saati olmayan bir meslek. Birçok meslekte sabah mesaisi sabah 09.00’da başlıyor, akşam 17.00’de ya da 18.00’de bitiyor. Gazetecilikte her zaman böyle olmuyor. Az önce konuşurken aklıma geldi. Benim mesela bir nöbetim sırasında alkollü ve psikolojik sorunları olan bir adam silahıyla ailesini rehin aldı. Bir arabanın içinde şoför, kameraman, fotomuhabir ve ben sabaha kadar polisin onu ikna etmesini bekledik. Gazetecilerin hayatı böyle, sayısız örnek vardır, sizin de öyledir. Gazeteci kadınların hayatında ben sabah işe gideyim akşam evime dönüp kuru fasulye pilav pişiririm diyebilmenin garantisi yoktur. Bu açıdan gerçekten geleneksel aile yapısında yürütülmesi çok zor bir meslek. Medyada erkek egemen bir yapı olduğu için orada kendini ifade etmek de çok zor. İşte böyle bu tarz örnekler çıkınca onlarla karışmamak için kendini daha da bir geri plana çekiyorsun, geri alıyorsun. İşte sahiplik yapısı vesaire iktidar medya ilişkileri derken böyle kısıtlanmış aslında bir çerçevede kendi kendine debelenmeye çalışıyorsun. Bu çok yıpratıcı bir şey. Benim açımdan çok yıpratıcı oldu. Sizin açınızdan nasıldı? 

Nurhayat Akın Talay: Evet, çalışma şartları bir de evli, çocuk sahibi, bir başka sorumlulukları da ailevi sorumlulukları da olan bir kadın için gerçekten zor bir meslek. Yapması da zor, devam ettirmesi de zor. Buna rağmen pek çok kadın da bu sektörde bu işi hakkıyla yapıyor. Gerçekten başarıyla bugüne kadar yapmaya çalıştık. Evliliğimizi de yürüttük, işimizi de layığıyla yaptık. Bunu da kamuoyundan gördüğümüz takdirle, başarılarla geri döndüğünü gördük. Şimdi şeyin genel tabloya baktığımızda kadın gazetecilerin büyük bölümü hakikaten artık eskisinden daha fazla zorlanıyor. Daha önce de bahsettim, vurgulamaya çalıştım. Bunu biraz açayım. Yani biz sadece işimizle birtakım şeylerle uğraşırken şimdi genç meslektaşlarım, gerçekten yetenekli, donanımlı genç kardeşlerim bir de kendilerini cinsellikleri nedeniyle yapılan saldırılardan korumak durumunda kaldıklarını bu son olaylarda görmüş olduk.
Yani mesleğini layığıyla yapmak isteyen kişilerin tüm bu yaşadığımız sorunların yanına bir ekstra kendi cinsel kimliğini korumak, kendine karşı yapılan tacizlerden kurtulmakla ilgili de bir sorun yaşıyorlar. 

Efsun Erbalaban Yılmaz: Şimdi mesela bekar olanlar için bunu o zaman da açıklamayan çok sayıda kadın gazeteci vardı. Ama bekar oldukları için şimdi daha rahat açıklayabilen kadınlar var. Kadın gazeteciler şimdi “me too” diyerek ortaya çıkabiliyorlar. Ama işte yaşamları dolayısıyla o yaşadıkları sıkıntıları aktaramayan kadınların sayısı da oldukça fazla. Meslekten kopup gidiyorlar. Onlar hani birçok insan mesleği bırakmak, başka yerlere yerleşmek, işte kendi hayatına dönmek, bu tarz seçimler yapmak zorunda kalıyor. Kalanlar gerçekten gazeteciliği idealizm olarak alıp da başarıyla sürdürenler çok takdir edilecek insanlar var ve başarılı da oluyorlar. Önemli işlere de imza atıyorlar. Belki bu konuda kadın gazetecilerin biraz daha desteklenmesi belki de örgütlenmesi gerekiyor

Nurhayat Akın Talay: Mesleki örgütler içinde etik kurullarımız var ama bu etik kurullar ne kadar görev yapıyor? Ben çok uzun yıllar etik kurullarda görev yaptım mesleki örgütlerimiz içinde. Bu kurullara ne kadar konu getiriliyor, bu kurullarda ne kadar bunun üzerine gidiliyor bunu da konuşmak gerekiyor. Ne yazık ki kurullarda her şey gazetelerin gücü ile ilgili oluyor. O gazete çok güçlü. O gazetenin büyük tirajları var. O gazetenin işte yöneticisine ulaşırsak bizim için iyi olmaz şeklinde birtakım çekinceler var. Her şeyden önce demek ki mesleki örgütlerin içinde yürümüyorsa ayrı yapılandırmalar şeklinde etik kurullar oluşturulması lazım.
Kadın gazetecilerin bu konuda öncülük yapması lazım ve yani cinsiyet ayrımcılığını yapmaya çalışmıyorum. Kimse yanlış anlamasın. Amacım cinsiyet ayrımcılığı oluşturmak, kadın-erkek gazeteciler çizgileri çekmek değil ama kadınların yaşadıkları tacizlerden, kadınların yaşadığı saldırılardan kadını korumak için ciddi bir şeyler yapılması gerekiyorsa bunu gene kadınlar yapmalı.

Efsun Erbalaban Yılmaz: Medya, siyaset ve ticaretin baskısı altında ezilmiş durumda. Kadın burada çok vitrinde ve tartışılan bir figür haline geliyor. Ama onun arkasında aslında tartışılması gereken kadın gazeteciler tüm meslektaşlarımızın yaşadığı sorunlar var. Bunu ifade etmeye çalışıyoruz.

Nurhayat Akın Talay: Bu bir örgütlenmenin içinde de olabilir. Başka bir örgütlenme de olabilir. Önce bu konuda bilinçlenmek gerekiyor herhalde. Önce bilinçlenmek. Bunun gerekli olduğuna tüm kadın gazetecilerin, tüm meslek kuruluşlarının ve meslekte çalışan herkesin hemfikir olması lazım. Yani bizim sesimiz ne kadar çok duyulursa, biz sesimizi ne kadar çok yükseltirsek diğerlerini de harekete geçireceğine inanıyorum. Bizim gibi düşünen ama bunu söylemeye çekinen pek çok insan olduğunun da farkındayım. Genç meslektaşlarımız için de bunların yanlış olduğunu bilen ama görüp susmak zorunda kalan pek çok insan var. Onların da bu olaylar hani her şerden bir hayır doğar diye bir şeyimiz vardır ya. Belki de bu şerden de böyle bir hayır doğar. Bu kadar yaşanan bu çirkinliklerden, bu yozlaşmadan böyle güzel bir sonuçta çıkabilir diye bir umut var benim içimde. 

Efsun Erbalaban Yılmaz: Umarım bizim bu konuşmamızda bazı insanlar için cesaretlendirici olur. Hep şunu konuştuk, medya, siyaset, işte ticaret ilişkisi. Medyayı eleştirdik. Ama şöyle de bir durum var. Aslında Ela Rümeysa Cebeci'nin baktığınızda Instagram sayfasında, Instagram hesabında binlerce, yüz binlerce takipçisi var, bir kitlesi var. Onu orada tutan da aslında belki yani siyasi ve medya içindeki kirli yapılanma kadar onun oradaki fanlarıydı, hayranlarıydı.
Onu orada tutan, izlemeyi seven insanlar da burada sadece medyayı değil, onu izleyenleri de biraz eleştirmek gerekmez mi? 

Nurhayat Akın Talay: Şimdi tabi ki gerekir ama her şeyin başında da ciddi bir konu var. Bizim toplumumuz ve medyamız sosyal medyaya hazırlıksız yakalandı. Sosyal medya bir patlama gibi geldi. Kendine göre bir hayran kitlesi, takipçisi, kendine göre bir yapısı olan bir oluşumla bizim geleneksel medyamız kapışmaya çalıştı ama kapışamaz. Şartlar başka, oyuncular başka, güçler başka, ikisi kapışmaya durumuna geldi. Medyada, geleneksel medyada aradığını bulamayan da sosyal medyada bunu çok kolay bir şekilde bulabildiği için toplumun büyük bölümü bu kesime kaydı ve bu kesimden yeni bir filiz ortaya çıktı. Bambaşka giyimiyle, yaşam tarzıyla, dünyaya bakışıyla, eğitimiyle bambaşka kişiler geleneksel medyanın içindeki kişilerle karşı karşıya. Ben öyle görüyorum. Geleneksel gazete tirajlarına bakalım bir de  fenomen dedikleri, işte, influencer dedikleri kişilerin takipçisine bakalım. İnanılır gibi değil. Bir kişiyle koskoca bir medya gücünü arasındaki şeye bakın. Uçurum var arada. Uçurum var

Efsun Erbalaban Yılmaz: Sosyal medya güçlü de yazılı medya bu kadar zayıf kaldı? Mesela Avrupa toplumlarında insanlar gazete alıyorlar, okuyorlar. Kendi siyasi düşüncelerine uygun buldukları gazeteler var. Onlar için şey hatta dijital gazetelere abone oluyorlar, para veriyorlar.
Ama burada böyle bir şey söz konusu değil. Yani Türkiye'de ben para verip de gazete alan kişiyi çok rastlamıyorum artık. Belki bizim gençliğimizde işte alınan gazeteler vardı ama artık kurumlar dışında çok da fazla gazete alınmıyor. Bu basının, medyanın, geleneksel medyanın ve emekçi gazetecilerin, gerçek gazetecilerin yaşatılması için aslında olmazsa olmaz bir şeydi. Bu da bir başka tartışma konusu.

Nurhayat Akın Talay: Aslında bütün bu olaylar, bütün bu yaşananlar bir zincir. Her zincirde bir başkasına halkalanıyor. Her zincirin bir halkası bir başkasına denk geliyor. Bu yüzden de toplumda yaşadığımız her şey başta ahlak, yani etik konusuyla alakalı, ekonomiyle alakalı, siyasetle alakalı, işte medyayla alakalı, hepsi de birbirine bağlanınca ortaya bu tablo çıkıyor.

Efsun Erbalaban Yılmaz: Hepsi de başta söylediğiniz sosyal çürümeye bağlanıyor.

Nurhayat Akın Talay: Sosyal çürüme gerçekten tüm kurumlarda, kuruluşlarda toplumun katmanlarında, tümünde göze çarpıyor. Bir yerde değil. Yani şimdi işte Müge Anlı'nın programlarına dönüp bakıyoruz. Orada yaşananlara bakıyoruz….


Efsun Erbalaban Yılmaz: Evet bakıyoruz ve hani marjinal bizdik diyoruz.

Nurhayat Akın Talay: Evet. Hani bizdik marjinal? Ne oldu? İlişkiler, akrabalıklar, işte toplumsal olaylar, iş yerlerinde üst as ilişkileri, her şey bir karmaşa içerisinde. Bir sosyal çürüme toplumda yayılmaya başladı. Ki bizim geleneklerine bağlı, işte aile yapısı güçlü. Hep bunları söyledik. Biz hep bunlara güvendik. Ne oldu? 

Efsun Erbalaban Yılmaz: Belki artık eskisi kadar güvenmemek gerekiyor… Gerçekten çok keyifli bir sohbetti. Başka konularda tekrar değerli görüşlerinizden faydalanmak isteriz. Çok teşekkür ederim

Nurhayat Akın Talay: Ben teşekkür ederim..

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT MAGAZİN SPOR RÖPORTAJLAR GENEL
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2026 İzmir'de Son Dakika