İzmir'de Son Dakika

Muhabirlikten yazarlığa, çileli yolun yolcusu: Mehmet Sarışın..

Usta gazeteci kardeşim Mehmet Sarışın’ı, ikimizin de ilk gazetesi olan Demokrat İzmir’den tanıyorum.. Mehmet, Demokrat İzmir gazetesine, Kıbrıs Barış Harekatı yılı olan sancılı 1974 yılında girdi ve böylece çileli mesleğine adım attı. Onu gazeteye alan rahmetli Akın Simav idi..
Muhabirlikten yazarlığa, çileli yolun yolcusu: Mehmet Sarışın..
Haberler / Genel
3 Ocak 2026 Cumartesi 17:42

Usta gazeteci kardeşim Mehmet Sarışın’ı, ikimizin de ilk gazetesi olan Demokrat
İzmir’den tanıyorum.. Mehmet, Demokrat İzmir gazetesine, Kıbrıs Barış Harekatı yılı
olan sancılı 1974 yılında girdi ve böylece çileli mesleğine adım attı. Onu gazeteye
alan rahmetli Akın Simav idi..
Beni de gazeteye alan, hatta haftada bir gün “Haftabaşı” başlığı altında kendi
sütununda yazmamı sağlayan yine Akın Simav idi, tanıdığım en iyi insanlardan en
vicdanlı gazetecilerden önde geleni oydu, yılbaşı kutlaması için aradığım eşi Müjde
Simav ablamıza da bu gerçeği söyledim.
Ancak ben 1971’den itibaren deokrat izmir7e dışarıdan Attila lhan’ın isteği üzerine
yazılarımı gönderiyordum, ya elimle kendisine teslim ederdim, ya da kapıda gardiyan
gibi dimdik duran kapıcı Midayet Efendi7ye.. 1974’de ise resmen gazetenin içinde yer
alan bir yazar olum.

(Mehmet Sarışın artık yazarlığa ulaşmanın huzuru içinde..)


O yılların efsane Demokrat İzmir’ini sayalım bakalım.. Önce kız arkadaşlarımızdan
başlayalım.. Aydan Seyhan, Sumru Gülümser, Elvan Feyzioğlu, idareden Figen..
Patronlarımız, Ayten Düvenci ve oğlu Yusuf Duvenci..
Sonra Attila İlhan, Erel Şarman, Akın Simav, Çetin Gürel, Akın Kıvanç, İskender
Dinsel, Osman Özden, Naci Sadullah, Necdet Onur, Atilla Bartınlıoğlu, Burhan Esen,
Kaya Çelikkanat, idareden Atilla Bediz, Yaşar Eyice, Salim Kadıbeşegil, Ahmet
Dilekçi, Esat Erçetingöz, Şenol Çetin, Halil Hüner, Düzeltmen: Muammer Yüksel ve
Fahrettin.... (Unuttuklarım affetsin..)
Bu muazzam ve çok üstün yetenekli gazeteci ve yazar kadrosu içinde, Mehmet
Sarışın sayfaların hazırlanmasında büyük emeği olan pikajcılar içindeydi..
Emekçiydi yani..

YENİ ASIR GAZETESİNDE..
Kim bilirdi ki, 1974’lerde pikaj emekçisi olan Mehmet Sarışın, on yıl sonra 1984’lerde
Yeni Asır gazetesinin en çilekeş, en afacan, en başarılı emekçi muhabirlerinden biri
olacaktı...
Yıldırım gibi gazeteye girer, haber görevini aldıktan sonra, yıldırım gibi gazeteden
fırlar, en kısa zamanda haberi elde edip yıldırım gibi gazeteye geri gelir ve bir boş
bilgisayar terminaline oturup şimşek gibi şak –şak haberini yazar ve haber müdürüne
gönderirdi. Durup dinlenmezdi bile.. Sonra gibi fırtına gibi gazeteden çıkıp sokaklara,
karanlıklara karışırdı.

Ancak çilekeş, emekçi ve halktan çıkıp gazeteciliğe geldiği için, gazetenin kaymak
tabakası ve sükseli yönetim kadroları içinde yeri yoktu..
O yüzden nimetlerden dışlanırdı..
Kendisine görev verecek olan asık suratlı nemrut yazı işleri müdürünün “Şu
arkadaşımız Roma’ya, Sarışın ise Soma’ya, yani deprem bölgesine..” demesi tarihe
geçmiştir.
O ana şahidim, elalem bu sahneyi gülerek, kıkırdayarak izlerken, Mehmet’im yüzü
kıpkırmızı hiçbir şey söylemeden, yazı işleri salonunu terk etmişti.. Ve görevine
Soma’ya hemen gitmişti..

(Didim için kaynak kitap..)


O, ARTIK BİR KİTAP YAZARI
Mehmet, uzun muhabirlik ve gazetecilik dönemlerinden sora, çileli ve zorlu hayatına
devam etti ve Didim’e yerleşerek gazeteciliğini sürdürdü.
Şimdi 2026 yılındayız.. Mehmet’ten bir haber önümde duruyor ve onun tüm geçmişi
gözümün önüme geliyor..
Mehmet’in yazdığı kitapları, artık yayın aşamasında..
DİDİM: (M.Ö. 6000 ile 1 Ocak – 31 Aralık 2025 Kronolojisi) (Mitolojik Süslemelerle
8000 Yılın Haber Günlüğü)
İKİ KIYININ ÇOCUKLARI: (Sarışın Ailesinin 100 Yıllık Mübadele Destanı)
Ne diyeyim, ne yazayım bilemiyorum..
“Yaşa emekçi Mehmet..” demekten başka, daha anlamlı ilk cümleyi bulamıyorum.
Muhabirlikten yazarlığa giden çileli yola, alın teri ile, onuru ve namusu ile koşa koşa
gelen emekçi Sarışın’a “Hoş geldin kardeş..” diyorum, başka süslü sözüm yok ki..

 


KENDİSİNİ ANLATSIN
Yılbaşı günü Mehmet Sarışın, sosyal medyada kendisini anlatan bir yazı yazdı.
Dikkatle okudum.
Gizemli bir yazıydı, bazı cümlelerinin gerisinde söylemediği anlamlar olduğu açıktı.
Neyse.. Hayatı başardın kardeşim.. Mutlu ol.. Yeni yılını kutlarım.. Sağ ve sağlıklı ol..
Mehmet’in, yeni yıl yazısını altta sunuyorum.

(Mübadil olmanın destanı..)


MUTLU YILLAR
“.. Mutlu yıllar. Bir Hayatın Kıyısında: Yusuf Mehmet Sarışın
Annemin adı Zeliha Nilüfer Sarışın.

Doğum yılı konusunda herkesin bir hesabı vardı. Kimine göre 1922.
Ama benim hesabım başkaydı.
Ben, annemin babamdan sekiz yaş büyük olduğunu bir resmi kayıttan değil, halamın
dayıma yazdığı bir mektuptan öğrendim. Hayat bazen en doğru bilgiyi nüfus
kâğıdından değil, sararmış bir zarfın içinden verir.
Annem devlet memuruydu. Sessiz bir ciddiyeti vardı. Görevini bilen, işini
aksatmayan, hayatı omuzlayan kadınlardandı. Gücünü bağırarak değil, dayanarak
gösterirdi. Hayatının sonu, kendi evinde değil… Kız kardeşimin evinde geldi.
Bu ayrıntı, bir insanın hayatındaki bütün kırılganlığı anlatmaya yeter. Çünkü bazen
insan, en yakınına sığınarak veda eder dünyaya.
Babam avukattı.
Ama mesleğinin kıymetini bilenlerden değildi. Belki de çok erken tanışmıştı hayatın
adaletsizliğiyle. Belki savunduğu hakları, kendi hayatında savunacak gücü
kalmamıştı. Bazı avukatlar kanunu bilir ama kaderle mücadeleyi erken bırakır.
Ben, 25 Ağustos 1956 tarihinde doğdum.
Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde. O zamanlar orası Yozgat’ın Yerköy ilçesine bağlıydı.
İnsan doğduğu yerle değil, doğduğu zamanla da sınanır. Ben, haritaların değiştiği
ama insanların pek değişmediği bir dönemin çocuğuyum.
Annemle babam arasındaki yaş farkı, meslek farkı, hayata bakış farkı… Bunların
hepsi evin duvarlarına sinmişti. Ben o evde büyürken kelimeleri değil, suskunlukları
öğrendim.
Sonra okula başladım. Toprak yollardan yürüdüm. Zeytin ağaçlarına baktım. Öfkemi
kısa, sevgimi uzun tuttum. Bugün geriye baktığımda şunu görüyorum: Ben ne sadece
bir memurun oğluyum, ne de mesleğine küsmüş bir avukatın mirasıyım.
Ben, mektuplardan gerçeği öğrenen, annesi başkasının evinde hayata veda eden,
haritası değişmiş bir ilçede doğmuş, öfkesini iki saniyede söndüren, sevgisini bir
ömür taşıyan Yusuf Mehmet Sarışın’ım.
Ve bu hikâye, yazıldığı için değil, yaşandığı için gerçektir..”

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT MAGAZİN SPOR RÖPORTAJLAR GENEL
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2026 İzmir'de Son Dakika