Egeli Gazete TV’nin yayınına katılan İntegral Araştırma Koordinatörü Gazeteci Ümit Yaldız önemli açıklamalar yaptı. Yaldız, İZSU’ya Körfez deşarjı cezasının tamamen bir siyasi operasyon olduğunu söyledi.
SİYASETÇİLERİN GÖNLÜ OLSUN DİYE YAPILMIŞ BİR İŞ
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yaptığının felaket bir iş olduğunu vurgulayan Yaldız şöyle konuştu:
“Bakanlık İZSU’ya milyonlarca lira ceza yazıyor. Kirlilik tespit etmeden ceza yazamazsın. Laboratuvar sonuçları ‘Burada kirlilik yok’ diyor. Sadece görüntülere bakarak ceza yazmış. Zaten Başkan Cemil Tugay’ın ‘sabotaj’ dediği konulardan biri de bu. Tugay Çevre Bakanlığından Körfez için denetleme yetkisi istemişti. Bunu isteyen bir kurum kendisi kirletici bir unsur olmaz. İZSU’nun açıkladığı analiz raporlarına göre yazılan bu ceza tamamen bir siyasi operasyon. Siyasetçilerin gönlü olsun diye yapılmış bir iş. Çamurlu su deşarjı yapılıyorsa ki bu yapılmalıdır. Geçmişte belki de bu yapılmadığı için Alsancak’ta geçen Temmuz ayında iki vatandaşımız yağışlı bir hava sonrası kanaldan taşan sudaki elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Bu olay çamurlu sistemleri tıkadığı için oldu. Çamurlu su sitemlerinin zaman zaman temizlenmesi gerekiyor. Ama bu uygulama gece yapılıyordu. Şimdi bir anda gündüz yapılması nasıl açıklanır?”
ÇEVRE BAKANI, İZMİR’İN İMAJINA ZARAR VERİYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Bakanı Murat Kurum’ın İstanbul’daki seçimi kaybetmesinin psikolojisinden daha kurtulamadığını ifade eden Yaldız şu bilgileri verdi: “O yenilgiyi hazmedemediği için CHP’li belediyelerle şu anda başka türlü hesaplaşıyor. Çevre Bakanlığının İzmir Körfezi’ne hiç yatırım yapmaması normal değil. Daha anormal olan bir Çevre Bakanı’nın İzmir Körfezi’nden olduğunu iddia ettiği bir sürahi kirli suyu TBMM’de kameralara göstermesi normal değil. İçeride bir AK Parti CHP kavgası verilebilir, iktidar, merkezi hükümet, yerel yönetim denebilir. Ama bir bakanın bir turizm bölgesindeki bir kentin denizindeki kirli su olduğunu iddia ettiği bir sürahiyi kaldırması ve ‘Körfez bu halde’ demesi çok yanlış. O fotoğrafı ortadan kaldırması gereken bir şey yapamıyorsa bile denetlemesi gereken bir bakanın kentin körfezinden aldığı suyu orada bütçe görüşmeleri sırasında tüm kameraların önünde İzmir’i aşağı çekmesi, İzmir’in imajını gölge düşürmesi asla kabul edilemez. Bu, bindiği dalı kesmektir. Bu kent 2.5-3 milyon turist ağırlıyor her yıl. Sen İzmir’in adını niye lekeliyorsun? Bir şey yapmıyorsun bari gölge etme. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İzmir’deki icraatlarına bakarsak; Körfez’de denetim yetkisi dışında herhangi bir şey yaptığını düşünmüyorum. Gediz yıllardır Körfez’i kirletiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Körfez’in temizliğiyle ilgili neredeyse hiçbir şey yapmıyor. İzmir’in Hükümet’in el vererek çözmesi gereken bir sorunu bayraklaştırıp uluslararası alana taşımak kendi bindiği dalı kesmekle eşdeğerdir. İzmir o kadar sahipsiz ki teşbihte hata aramasınlar ama köpeksiz köy misali herkes değneksiz geziyor burada. Üç yıldır bu kentin Kabine’de bakanı yok. Bu kentin Kabine’de bir Bakanı olsayda Murat Bakan kentin suyunu götürüp de TBMM’de orada teşhir edemezdi. Binali Yıldırım İzmir’in Bakanı olsaydı buna izin verir miydi? Vermezdi. Bu kentteki sahipsizlik, bu ikinci lige düşmüşlük hali her önüne gelenin bu kente oyun oynamasına ne yazık ki izin ve prim veriyor. ‘Sen İzmir’in turizm potansiyeline zarar veriyorsun, sen İzmir’in imajını bozuyorsun, bu sorunlardan sen de mesulsun’ diyen yok Murat Bakan’a. Çevre Bakanlığı Bornova’da 200 dönüm araziyi imara açıyor. Güzelbahçe’de denize sıfır arazileri imara açıyor. Çeşme’de rant peşinde. Mavişehir’de denizi imara açıyorlar. İmar rantı üzerinden hizmetler ediliyor. Ama İzmir’in Körfez gibi çok büyük problemleri söz konusu olduğunda bunun üzerinden siyaset yapılıyor. İzmir 8 yıldır yaz aylarında kabusu yaşıyor. Bu problemde çözümün bir parçası olursan siyaseten İzmir’de büyürsün. Ama sen sorunun bir parçası olmayı tercih ediyorsun. Sorunun bir parçası olduğunda da arşeniz sürecinde olduğu gibi insanlar kendisini kapatıyor.”
İZMİR KÖRFEZİ’NE SU DEŞARJI OLAYINDA YA GAFLET YA DA İHANET VAR
2İZSU’nun gündüz gözü insanların yoğun olduğu bir alandan su deşarjı var. Kurumun yaptığı birbiriyle çelişen açıklamalar var” diyen Yaldız, “Oradaki bilim adamına kulak verecek olursak ‘burada çamurlu su vardı’ diyor. ‘Yağmursuyu sisteminde biriken çamuru deşarj ederken yaşanan bir talihsiz olay bu’ diyor. Laboratuvar sonuçlarını da ortaya koyuyor. Büyük yağmurlara karşı İZSU bunu önlem olarak yapıyorsa ki bunu yapmalıdır. Biriken çökeltileri, çamurları deşarj etmelidir. Yağmur suyu kanal sistemini temizliyor diyelim. Bunu rutin olarak İZSU zaten yapıyor. Burada deniyor ki biz yağmur suyu ile lağım sistemini birbirinden ayırdık, yağmur suyu sisteminde biriken çamuru boşalttık. Daha önceleri gece yapılan bu çamurlu su deşarjını şimdi neden gündüz 12.00’de insanların zaten hassas olduğu aman Körfez’e bir şey mi oluyor? Aman balık ölümleri oluyor? Zaten 7-8 yıldır kokan bu ortamda yaptınız? ‘Belediye Başkanı’na içeriden bir operasyon var’ diyenler de var. İZSU yetkililerinin kendi aralarında bir kavgası var muhtemelen. Burada belediye başkanını zor durumda bırakmak isteyen birileri var. Bu senaryo doğruysa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanın bunu bulması lazım. Bunu bulup bu bürokratla hesaplaşması lazım. İZSU sistemine dışarıdan su vermek mümkün değil. Velev ki verdin, İzmir’in her köşesinde, her noktasında kamera var. MOBESE var. Artık bu gibi olaylar kolaylıkla belirlenir. Ya gaflet var. Böylesi bir operasyonu gündüz yapmanın olası sonuçlarını öngörememe var. Ya da ihanet var. İkisi de olabilir. Çünkü kurumda çok ciddi iç hesaplaşmalar var. Kadro operasyonları sonrası birisi başkanı zor durumda bırakmak istedi diye düşünüyor” dedi.
EN BÜYÜK SORUN YÜZDE 60’IN ÜZERİNDE EKONOMİ
“Bizim İzmir çevresinde yaptığımız araştırmalarda Türkiye’nin en önemli sorunu olarak yüzde 60’ın üzerinde ekonomi ve bağlantılı konular görülüyor” bilgisini veren Yaldız, “İşsizlik, gelir eşitsizliği ve yoksulluk gibi konular dile getiriliyor. Bazı dönemlerde bu konuların yüzde 70’e kadar çıktığı oluyor. Ekonomi çözülmesi gereken bir soru ama gerçek sorunumuz değil aslında. Açlık varken diğer meseleler gündeme ne yazık ki gelemiyor. Türkiye’de çok ciddi demokrasi sorunu var, adalet sorunu var. Eğitim çok büyük bir sorun. Tüm sorunlar birbirine zincirleme bağlantı. Kötü yönetim diyebiliriz. Yönetim zafiyetleri. Hükümet edememe hali bu bir parça. Ekonomik sorunlar bu kadar hissedilmiyorken de paranın kolay ulaşılabildiği, kredilerin çok daha düşük faizlerle verilebildiği dönemlerde adalet için bu memlekette Ankara’dan İstanbul’a yürüyüş düzenlendi. İnsan hakları, demokrasiyle ilgili sorunlar daha ön plandaki sorunlardı. Ekonomide o kadar çok bozulma, yanlış yönetimden kaynaklı tulumbadaki su miktarında azalma var ki örneğin muhalefet zaman zaman dile getiriyor, Merkez Bankası’nın eksi bakiyelerde olması. Bitirilen ihtiyaç akçesi dediğimiz zor dönemlerde harcanması gereken miktarlar yok edildiği için sorun kolay kolay halledilemiyor. İzmir’de yüzde 31 oranında kendini yoksul hisseden grubumuz var” diye konuştu.
İMAMOĞLU, BAYKAL’DAN SONRA ARANAN BİR LİDER
Yaldız, “Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı yolunda ilk konuşması İzmir’de oldu. Bu konuşmada dış politika hiç yok. Dışarısı yangın yeri. Türkiye’nin etrafı çepeçevre ateş çemberi. Ekonomi de yoktu. Daha çok Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kendi arasındaki müsabakanın, münakaşanın, oradaki rekabetin dozunu arttırdı. Ekrem İmamoğlu kendisini biraz Erdoğan’ın karşısına konumlandırmak istediği için konuşmayı da daha çok o çerçevede tuttu. İmamoğlu ile Erdoğan arasında bir kavga var. Burada haklı olan İmamoğlu’dur noktasının dışına pek çıkarmadı. Cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra bu konuşmaların çeşitleneceğini söyleyenler var. Ama ilk konuşmalar önemli. İmamoğlu konuşmasının içinde ‘İzmir kutlu başlangıçların, mutla zaferlerin şehridir’ dedi. 9 Eylül’e işgale vurgu yaptı. Hasan Tahsin’in düşmana çıktığı ilk kurşunayaptı. Bütün bunların İmamoğlu’nun İzmir’deki oy oranına mutlaka bir pozitif etkisi oldu. Salonda heyecanın dozu yüksekti. İmamoğlu açısından bu süreç nereye varır göreceğiz. Diploma meşelisi var, diğer konular var. Hukuken siyaset yapamayacak hale getirilme ihtimali de var. Ama Ekrem İmamoğlu CHP’de uzunca bir süredir aranan lider boşluğunu doldurabileceğinin sinyallerini verdi. “Deniz Baykal’dan sonra biz ilk defa kürsüyü tam anlamıyla dolduran bir lider gördük” dediler. Beni rahatsız eden içinde çok fazla “ben” kelimesi olan cümleler kurması oldu. Bu bize İmamoğlu’nin içinde bulunduğu ego ile de ilgili ipuçları veriyor. Türkiye egosu yüksek bir irade tarafından uzunca bir süredir yönetiliyor. Bir alternatif olur mu olmaz mı anlamında benim bir soru işaretim oldu” ifadelerini de kullandı.
CHP’DEKİ ÖN SEÇİMİN İPTALİ KONUŞULUYOR
Diploma meselesiyle ilgili de bir şeyler söylemek gerektiğinin altını çizen Yaldız şöyle konuştu: “Türkiye lider sıfatındaki politikacıların diplomalarını tartışan bir ülke olmamalıydı. Ya da bu diploma meselesini hukuken ortadan kaldırmak gerekirdi. Belki de diploma konusunu Cumhurbaşkanı adaylığı şartından çıkarmak gerekir. Burada bir sorunumuz var. Sonuçta dünyanın sayılı ekonomilerinden güçlerinden biri olan Türkiye’nin Cumhurbaşkanı adaylarında diploma sorunu olması kabul edilemez. Bir ikinci konuya geçemiyoruz. Diploma nedeniyle biz Bülent Ecevit gibi bir profili Cumhurbaşkanı adayı yapamadık. Bu kentin Ahmet Piriştina gibi bir efsanesi vardı. O da diploma nedeniyle Cumhurbaşkanı adayı olma noktasında değildi. Geldiğimiz noktada Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilip 23 Mart’ta CHP’de Cumhurbaşkanlığı adaylığı için yapılacak ön seçimin de iptal edilme meselesi var. Bu ülkede bunlar konuşuluyor. Hukukun 30 yıl geriye döndürülmesi konuşuluyor.”