
İlk filmlerimi, 60lı yılların sonlarında, İzmir’deki açıkhava sinemalarında seyrettim. Alsancak’da yerleşik olmakla birlikte, Dedem’in Konak’daki Kestelli caddesindeki dükkanının yanında, Adnan isimli bir çocukluk arkadaşımız yaşardı. Dedem, dükkandan, gece 11.00 gibi geç bir saatte çıkardı. Biz de, Adnanlar’a çıkar, onların yüksekçe bir yerdeki odasından, dedem dükkandan ayrılana kadar film seyretme olanağına kavuşurduk.
Bu, Doğan Sineması’nda, Erol Büyükburç’lu filmler seyrettiğimi hatırlıyorum. Yine aynı yörede, Kestelli Yokuşu’nu çıkıp da, ana caddeye varınca, Gülbahar ve İmren sinemaları vardı. Ben bu, sinemalardan birisinde Yusuf Riza Okulu öğrencileriyle yapılan toplu bir gezide, “Karaoğlan” filmlerinden ilkini seyrettiğimi hatırlıyorum. Bu filmde, bir çocuğun, anahtarı muhafızdan çalıp Karaoğlan’a vermesi unutamadığım bir sahnedir.
Evin balkonundan film seyretme olgusuna, Alsancak’daki bir sinema’da da rastladım. Şimdiki Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde, As Sineması isminde bir sinemanın yanında oturan, Gazi Okulu öğretmenlerinden Güzin (Egeli) Teyze isimli ahbaplarımıza gittiğimizde, onların da As Sineması’ndaki filmleri, yazın kendi balkonlarından izlediğine şahit oldum.
***
Alsancak’da, Alsancak Ortaokulu’ndan Namık Kemal’e kadarki bölümde okullar, bahçelerini yazın açıkhava sinemalarının işletmecilerine kiralarlardı. Ben, dedemin dükkanında çalışarak kazandığım parayla, bu sinemalarda gördüğüm filmler, Alsancak’daki açıkhava sinemalarında oynadığında, annemi o sinemalara götürürdüm. Alsancak’da okulların yanı sıra, bir de, ayrı bir mevkide Şölen sinemasının başı çektiği açıkhava sinemaları vardı. Sonradan, Şölen’in ismi, Kemahlıoğlu oldu. Bu sinemalarda genelde Türk Filmi gösterilirdi. “Sound of Music”den uyarlanan “Neşeli Günler”, “Sen bir Meleksin”, “Reyhan” filmini burada seyrettiğimi çok iyi hatırlıyorum.
İzlediğim yabancı filmlerden birisi ise, Yeni Dalga’nın son yönetmenlerinden Yves Robert’in 1962 yapımı siyah beyaz “Yumurcaklar Savaşı”dır. Aynı yönetmenin bu kez renkli olan (1967 tarihli, Yeni Dalga’nın son filmlerinden) “Asi Kılıbık”ı ise, Bir İzmir akşamında Fransız Kültür’de seyredip, hava buz gibi soğukken koşarak Cevher Apartmanındaki evimize geldiğimizi ve tahta asansörümüze bindiğimizi çok iyi hatırlıyorum. Yerleşik sinemalar arasında, büyük önem taşıyan bir diğer Kültür merkezi de, Amerikan Kültür’dü. Özellikle, Pazar Günleri aileye yönelik gösterimler yapan Amerikan Kültür’de “The Absent Minded Proffessor/Dalgın Profesör” filmini seyrettiğimi hatırlıyorum. Bu filmde, zıplayıcı özelliği fazla olan bir otomobil lastiği yapan bilim adamının, bu şekilde uçan otomobil yarattığı anlatılıyordu.
Filmin bir sahnesinde, bilim adamı işine öğle dalmıştır ki, bir gün sonraki 14.00’ü gece 02.00 zannetmektedir. Eşinin uyarısıyla kendisine gelir.
Konak Sineması’nda Dr. Jivago’yu (Yusuf Riza Öğrencileriyle birlikte) Şan Sineması’nda ise James Bond’un tek ve sonu hüzünle biten evliliğini yansıtan “Kraliçe’nin Hizmetinde” filmini, babamla seyrettiğimizi çok iyi hatırlıyorum. Şan Sineması’nın tam karşısında, ‘yerin altında’ bir sinema vardı ki, bu sinemanın ismine hiçbir zaman ulaşamadım, orada, herhangi bir filmi seyredip seyretmediğimi de hatırlamıyorum.
***
Birçok kapalı salon, Alsancak’da toplanmıştı. Teyyare Sineması’nda 60lar’ın sonunda “Çatıdaki Oda” isimli bir gerilim filmini seyrettiğimi hatırlıyorum. Oliver Reed oynuyordu. Sonra’dan Teyyare Sineması kapanarak Sisi Pastahanesi oldu. O esnada, İzmir Palas, yeni inşa ediliyordu. Sahibinin oğlu, Ahmet’i tanıdığım için inşaat esnasında, arkadaşım Cihan İzgi ile içeride dolaştığımı hatırlıyorum. Biz o zaman Ankara’ya taşınmıştık ve yaz tatillerinde İzmir’e geliyorduk. Binaya bir de sinema salonu inşa edildi ve İzmir Sineması, ben dahil
bütün İzmirliler’in yıllarca film izledikleri bir sinema oldu. Sonra’dan 1972 yılında dedem, anneannem ve Teyzem’in yanında, Alsancak Ortaokulunda okurken, Pazar günleri, İzmir Sineması’nda10.30’da başlayan çocuk saatine giderdim. Bu seanslardan birisinde, bir
“Sinbat” seyrettiğimi bir de Avustralya Sineması’ndan çok güzel bir film seyrettiğimi hatırlıyorum. Bu filmde, Avustralya’da çölde uçakları düşüp de mahsur kalan iki kardeşin hayatta kalma mücadelesi anlatılıyordu.
Benim Sinemalarım devam edecek.
Sayfa başına git







