
Değerli okuyucular sizlerle bu köşede buluşup, yazılarımla, araştırmalarımla seslenip merhaba derken; bu sütunlara taşıyacağım konularla yaşamı, ekonomiyi, tarımı, çevreyi, üretimleri, sağlığı, eğitimi ufkumuzun neresine nasıl taşındığını hep birlikte iyi tarafıyla, eksik yanlarıyla sorgulayıp düşünce terazimizde tartalım diyorum. Ne dersiniz? Egemenlik T.B.M.M.’nin duvarlarında yazdığı gibi “kayıtsız şartsız milletin,, değil mi? Biz kederde ve kıvançta bir ve beraber değil miyiz? Demokratlık, gerçek memleket sevgisi, kardeşlik, yurttaşlık sevdası bu değil mi?
— SINIRLI BİR DOĞA SINIRSIZ BİR TÜKETİM —
Bugün dilimizden düşmeyen susuzluk, kuraklık, gıdaya ulaşımdaki pahalılık, sağlıktaki sıkıntılar, çevre felaketleriyle boğuştuğumuz bu noktaya nereden, nasıl geldik? Sebepler ve sebep olanlar kim? Gelin beraberce araştıralım. 63 yıl önce “Sessiz İlkbahar,, isimli kitabı kaleme alan Rachel Carson orada bugün duyulacak seslerini bize anlatmaya çalışmış ama biz söylenenlere kulak tıkayıp geçmişiz. Çevrenin, doğanın bir parçası olduğumuzu unutup gitmişiz. Ekonomimizin, sağlığımızın, yaşamlarımızın ona bağlı olduğunu algılamadık. Sınırlı bir gezegende sınırsız miktarda ekonomik büyümenin gerçekleşebileceğini sanarak, her şeyin daha fazlasına sahip olabileceğimiz yanılgısına düşüyoruz. Yerkürenin mevcut sınırlı doğa kaynaklarını daha çok kar etmek, daha çok zenginleşmek uğruna hızla tüketerek bugünkülerin çıkmazlarına düştüğümüzü görmüyoruz. Bu zamana kadar doğanın fiziksel biyolojik yasalarını, ekosistemlerini, mikroklimalarını önemsemedik! Toprağın, atmosferin doğal döngüsünü, yapısını bozduk! Denizlerin habitatını, asidik dengesini dikkate almadık daha fazla kazanmak, daha çok gelir elde etmek için kimyasallarla, tarımsal ilaçlar kullandık. Doğal tohumları bio çeşitliliği yok saydık. Şehirlerin kanalizasyonlarını, atıklarını hesapsızca denizlere, göllere, nehirlere boca ettik! Politikacıların, siyasetçilerin fikirlerini yönetimlerde, bilim insanlarının araştırmacıların, akademisyenlerin önünde tuttuk...
Günlük geçici iyileştirmelerin ekonomik duygusallığına kapıldık. Plansız, dikkatsiz üretim ve tüketim alışkanlığının içine yuvarlanıp gittik...
— GSMH DAYALI MODELİN PERDE ARKASI —
Robert Kennedy 1968 yılında katıldığı bir ekonomik formda “Gayri milli hasıla (GSMH) dayalı ölçümleme modeline bağlı büyüme rakamları geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlığına, eğitimine, kalitesine ve oyunlarının neşesine olanak vermiyor,, diyordu Kennedy sözlerini şöyle sıralıyordu “Evliliklerin, ailelerin kuvvetini ölçmüyor, kamusal tartışmaların zekasını, kamu yöneticilerinin liyakatini tartmıyor. GSMH’ye dayalı kalkınma modeli rakamları hayatı, yaşamı değerli kılanların haricindeki her şeyi ölçüyor,, diyerek sözüne noktayı Kennedy “ülkeleri yönetenlere, politikacılara kalkınmanın aktivite miktarını ölçmeyi bir kenara bırakın ve GSMH’nin derinliğindeki yaşam kalitesini dikkate almaya başlayın. İşte gerçek kalkınma budur,, diyerek noktayı koyuyordu.
Dünyadaki buna benzer yapılan çeşitli forumlarda, toplantılarda konuşulan bu tezler, bu fikirler politikacılarla yönetilen ülkelerinde önemsenip uygulamaya konmuyordu. Çünkü konuşmak başka icraat başka. Aksi olsaydı sonuç böyle mi olurdu?
— VİCDANLI AKIL AKILLI NEFİS —
Bakın Yerkürenin her bir yanı, ayrı bir yangın yeri; uyuşturucu, şiddet, açlık, yoksulluk, savaşlar, kavgalar, ölümler, yarınları olmayan çocuklar, evsiz, barksız insanlar. Ama hala ortada vicdan terazisini kaybetmiş politikacılar ve sömürmeye doymayan uluslar üstü kapitalist bir azınlık. Yarattıkları yeni dünya düzeni işte bu... Ne zaman aklı selim iktidar olacak, ne zaman vicdanlı bir akıl, akıllı bir nefis sahibi bir siyaset yaşanacak?
Doğayı, ekonomiyi, insanı birlikte yönetebilme becerisine sahip, insanca bir kainat düzeni yaşamak kabil olacak mı bu kadar zor mu? DOĞAYI BİTİRMEDEN DÜNYAYI YOK ETMEDEN YÖNETENLER VE TÜKETENLER HIRSLARINI YENİP GELECEĞİ YÖNETİRLERSE DÜNYA VAR OLMAYA DEVAM EDECEK.
Aksi ise, kıyametin ta kendisi yaşanacaktır!
Sayfa başına git







