İzmir'de Son Dakika
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Marjinal bir “marjinal kim?” sorusu
Efsun Erbalaban Yılmaz
YAZARLAR
22 Aralık 2025 Pazartesi

Marjinal bir “marjinal kim?” sorusu

Habertürk’ün Genel Yayın Yönetmenliğini yürüten Mehmet Akif Ersoy ve aynı grupta spikerlik yapan Ela Rümeysa Cebeci uyuşturucu soruşturması kapsamında tutuklanınca yeterince muhafazakar olmadığı gerekçesiyle yıllarca sistemden dışlanmış milyonlarca insan haklı olarak şu soruyu sordu: 

“Hani marjinal bizdik?”

Tutuklananlar ve soruşturulanlarla ilgili öyle şaşırtıcı konular vardı ki… 

Mesela haber sunmak için davetkar kıyafetler seçen spikerin, kanalın patronuyla üst düzey bürokratları ya da yargı mensuplarını ziyaret ettiği iddia edildi. Ziyaretlerin ardından spikerle cinsel ilişki karşılığında patronun sevmediği bazı kişilerin tutuklandığı, cezalandırıldığı öne sürüldü.

Akıllara zarar haberler… 

Spikerin silikonlu memelerinden kokain içenler üzerine kinayeli sosyal medya paylaşımları her yerde dolaşıyor malum.

 “Hani marjinal bizdik” sorusu da ekleniyor üstüne… 

Haliyle bu soru da sıradanlaşıyor bir süre sonra…

Güç sahibi ve medya patronlarının çıkar amaçlı ilişkileri, yatak odası ifşalarının magazin girdabında siliniyor…

O kirli pazarlıklarda kim neyi vaat etti, kamusal güç ne amaçla kullanıldı henüz öğrenemedik, şüphelilere soruldu mu onu da bilmiyoruz… 

Mehmet Akif’in her yeri aynalarla kaplı yatak odasını, grup seks partilerini, spikerin yazışmalarını ve hayal gücümüzü zorlayan fantezilerini okuyoruz.

Okudukça bir kere daha soruyoruz “Hani marjinal bizdik?”

YAPISAL ŞİDDETİN MARJİNALLEŞTİRDİKLERİNDEN MİSİNİZ?

Koskoca bir sistemi gizleyen esas soruyu basite almayalım. Yalan yok, bu soruyu ilk soranlardan biri de ben olabilirim. 

Yıllar boyu belli bir siyasi ya da çıkar grubunun içinde yer almadığım için dışlanmayı iliklerine kadar hissetmiş, o yapının zulmünden kurtulmak için dişini tırnağına takarak mücadele etmiş biriyim. 

Kim tarafından, hangi kurumda ve ne zaman sorularının cevabını bu yazıda vermeyelim, olaylara yakın tanık olanlar var, bu yazdıklarımı dün gibi hatırlayacaklarına eminim.

Gece nöbeti sırasında bir barda çıkan kavgada ölenlerin cesedini videoya alamadığım için -ki olay yeri ekipleri çekime izin vermemişti- o günkü yönetici hakkımda genel merkeze şikayette bulunmuş, bu olayı uzun süredir uyguladığı baskıya bir araç olarak kullanmıştı.

Odasına çağırıp hesap sorduğunda haberi atlamadığımı, deneyimime ve yeteneklerime uygun olmadığı halde geceleri çok zor koşullarda yalnız çalıştırıldığımı, geceleri bir kadın gazetecinin tek başına asayiş, cinayet haberlerinde çalışmasının çok zor olduğunu yine de elimden geleni yaptığımı uygun bir üslupla anlatmıştım. 

Başka kadın muhabirlerin daha olduğu odada o gün yüzündeki alaycı gülümsemeyle bana ve hatta bize şu soruyu sordu:

-    “Sanki gece 2’de hiç bara gitmediniz?”

Öyle ya, onları o yönetici koltuğuna oturtanlara biat etmediysek onlara göre marjinal sayılabilirdik, gece 2’de o bar senin bu bar benim diyerek dolaşabilirdik… 

Şaşırdık, alındık ama yine de tek amacımızın çalışmak olduğunu anlatmaya çalıştık.

Maalesef anlatamadık..

Yıllarca dizin iki parmak üstünde etek, elbise giyince huzursuz olan, dedikoduya mahal vermemek için her hareketine dikkat eden yine de bir türlü makbul olmayı başaramayan, her an hedef tahtası olacakmış endişesiyle yaşayan ben ve benim gibiler geceleri nöbet tutmaya, sokaklarda haber kovalamaya devam ederken, bugün her yeri aynalarla kaplı odalarda verdikleri grup seks partileriyle konuşulanlar yükseldi de yükseldi…

YAPISAL ŞİDDETİN DÖVDÜKLERİ 

Gelelim işin kuramsal, yani sistemsel eleştirisine…

Barış Araştırmaları disiplininin kurucusu Johan Galtung’un yerleştirdiği Yapısal Şiddet kavramı şunu savunur:

Şiddet, sadece fiziksel olarak birine vurmak, ateş etmek değildir. Eğer bir toplumdaki sistem insanları yoksulluğa, eğitimsizliğe veya ölüme sürüklüyorsa ortada faili belli olmayan bir YAPISAL ŞİDDET vardır. Bu YAPISAL ŞİDDET, insanların potansiyellerini gerçekleştirmesine engel olabilir.  

Kısacası formül şöyle, bir insanın olabileceği (potansiyel) ile şu an olduğu şey (gerçekleşen) arasındaki fark, eğer kaçınılabilir bir nedenden (sistem) kaynaklanıyorsa bu YAPISAL ŞİDDETtir.

Belli bir gruba dahil oldukları için uzun süre makbul sayılan Mehmet Akif Ersoy, Ela Rümeysa Cebeci ve diğerlerini yükselten yapı, soruşturma kapsamında ifade veren tanıkların ifadelerinden anladığımız kadarıyla medya sektöründe sadece bana, bize değil çok daha fazla meslektaşımıza şiddetini göstermişti, kimi işinden olmuş kimi depresyona girmiş kimi intihara teşebbüs etmişti.

RÜMEYSA’NIN POPOSUNU MU, SİSTEMİ Mİ KONUŞALIM?

Kamuoyunda günlerdir, tutuklu spiker Ela Rümeysa Cebeci’nin yazışmaları, poposundaki ya da memesindeki silikonları, ilişkileri ve haber sunarken tercih ettiği kıyafetleri tartışılıyor. 

Yıllarca aynı tarzla ciddi haberleri izleyiciye iletip belli bir kesimin beğenisi de kazanan, sosyal medya hesabında binlerce hayranı bulunan Rümeysa bugün olayın en aşağılık suçlusu ilan ediliyor. 

Gazeteciler davalarla uğraşırken, işsiz kalırken ya da çalıştığı iş yerinde baskıya uğrarken habercilikle ilgisi olmadığı halde yıldızı sürekli parlayan Ela’ya haklarımızı elbette helal etmeyiz. 

Ben helal etsem, iletişim fakültesi mezunu, yıllarını gazeteciliğe adamış, üç kuruş paraya gece gündüz çalışan ve yapısal şiddetten sürekli dayak yiyen, tüm olumsuz koşullara rağmen gazeteciliğin itibarını ahlaksız iddialardan, kirli çıkar ilişkilerinden korumaya çalışan meslektaşlarım etmez. 

Ama tüm günahı Ela’ya, biraz patronuna biraz da genel yayın yönetmenine yıkmak yeni sansasyonel haberleri beklemek demek.

Oysa, Galtung’a göre yapısal şiddetten bireysel olarak kaçmak mümkün olmasa da barışa doğru toplumsal farkındalık ile dönüşüm sağlanabilmesi mümkün. 

BİREYSEL KAÇIŞ YOK, SİSTEM DÖVER…

Kariyer yolculuğum boyunca, sadece arkasındaki siyasi yapıya güvenerek milyonlarca insanı kafasına göre marjinal ilan eden yöneticilerle karşılaştığımı söyleyemem, bu haksızlık olur.  Yapısal şiddetten korkan, kalemini, dostluğunu satan eski marjinalleri de gördüm, tanıdım.  Aynı kurumda işe önem veren, aynı siyasi görüşten gelmesek de liyakatli duruşuyla hatırladığım nadir yöneticilerim de oldu. 

Yani, Mehmet’i, Ela’yı Rümeysa’yı, kişileri değil, sistemi ve onun medya, yargı, siyaset gibi yapılarını konuşmak gerekiyor.  

Aparat olarak kullanılan spikerin seksi hareketlerini tartışmak yerine, o kadınların hangi amaçla hangi kurumlarda hangi çıkar hesaplarıyla pazarlık malzemesi yapıldığını öğrenebilirsek belki daha aydınlık günler görmek için bir şansımız olur.

O şansı çok geç olmadan yakalamak için malum soruyu bir kez daha soralım:
“Asıl marjinal kim?”

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT MAGAZİN SPOR RÖPORTAJLAR GENEL
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2026 İzmir'de Son Dakika