Rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarında imar ve ruhsat süreçlerini hızlandıran yeni yasal düzenleme yürürlüğe girerken, jeotermal enerji sektörünün kapsam dışında bırakılması tartışma yarattı. Jeotermal Enerji Derneği (JED), Türkiye'nin dünya sıralamasındaki güçlü konumuna rağmen jeotermal yatırımlarının düzenlemeden yararlandırılmamasını eleştirdi.
24 Temmuz'da Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenlemenin, lisanslı rüzgar ve güneş enerjisi projelerinde bürokratik süreçleri sadeleştirdiğini hatırlatan JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, jeotermal enerji yatırımlarının da aynı kapsamda değerlendirilmesi yönündeki taleplerini daha önce ilgili kurumlara ilettiklerini söyledi.
Kındap, Türkiye'nin kapasite faktörü en yüksek ve baz yük üretim özelliğine sahip tek yenilenebilir enerji kaynağı olan jeotermalin düzenleme dışında tutulmasını "ayrımcılık" olarak değerlendirdiklerini ifade etti.
"2035 hedefi için 10 milyar dolarlık yatırım planlanıyor"
Türkiye'nin jeotermal kaynaklı elektrik üretiminde 1.800 megavat kurulu güce ulaştığını belirten Kındap, 2035 yılı hedefleri doğrultusunda bu kapasitenin 4.500 megavata çıkarılmasının planlandığını söyledi. Yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırım gerektiren bu projelerin yüksek çevresel standartlara sahip olduğuna dikkat çeken Kındap, Türkiye'nin son yıllarda yenilenebilir enerjide önemli bir başarı yakaladığını, jeotermal enerjinin de bu başarının temel unsurlarından biri olduğunu dile getirdi.
Son 15 yılda jeotermal kurulu gücün 15 megavattan 1.800 megavata yükseldiğini hatırlatan Kındap, sektörün teknoloji, sondaj kabiliyeti ve insan kaynağı açısından uluslararası ölçekte önemli bir seviyeye ulaştığını belirtti.
"Üvey kardeş değil, öz kardeş olmak istiyoruz"
Rüzgar ve güneş enerjisine yönelik düzenlemeyi olumlu karşıladıklarını ifade eden Ali Kındap, aynı yaklaşımın jeotermal yatırımlarına da uygulanması gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin yenilenebilir enerji ve net sıfır emisyon hedeflerine ulaşabilmesi için tüm temiz enerji kaynaklarının eşit koşullarda desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Kındap, yatırım süreçlerinde sadece bazı enerji kaynaklarına kolaylık sağlanmasının hakkaniyetli olmadığını belirtti.
Kındap, imar ve ruhsat süreçlerinin tüm yenilenebilir enerji yatırımları için sadeleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, sektör olarak ayrıcalık değil, eşit yatırım ortamı talep ettiklerini söyledi.
"Yatırımcı öngörülebilir süreç bekliyor"
Jeotermal yatırımlarında arama ve sondaj çalışmalarının yüksek maliyetli ve riskli olduğuna dikkat çeken Kındap, izin ve ruhsat süreçlerinde yaşanan gecikmelerin yatırım kararlarını doğrudan etkilediğini belirtti.
Sektörün beklentisinin çevre mevzuatının zayıflatılması olmadığını vurgulayan Kındap, kuralları net, denetimi güçlü ve yatırım süreci öngörülebilir bir sistem oluşturulmasını istediklerini ifade etti.
"4.500 megavat hedefine ulaşabiliriz"
JED'in uzun süredir lisans, ruhsat, arazi, imar, ÇED ve sondaj süreçlerinde mükerrer işlemlerin kaldırılması ve birbirinden bağımsız işlemlerin eş zamanlı yürütülmesi yönünde öneriler sunduğunu belirten Kındap, rüzgar ve güneş enerjisi için atılan adımların jeotermal sektörüne de uygulanmasını beklediklerini söyledi.
Türkiye'nin enerji dönüşümünde tüm yenilenebilir kaynakların birbirini tamamlayan stratejik unsurlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Kındap, bürokratik engellerin azaltılması halinde Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan 2035 yılı 4.500 megavat kurulu güç hedefine rahatlıkla ulaşabileceklerini belirterek, Türkiye'nin jeotermalde sahip olduğu küresel avantajın korunması gerektiğini kaydetti.