İzmir'de Son Dakika

Küçük Amerika olmanın bedeli ve okul saldırıları

Son 3 gündür dehşet içinde okul saldırılarında yaşananları izliyoruz. Ama korkunç acılara neden olan süreç yeni değil. İnsanı çileden çıkaran da bu. Her gün başka bir şekilde bedelini ödediğimiz yapıyı 50 yıla yakın süredir uygulanan politikalar oluşturdu.
Küçük Amerika olmanın bedeli ve okul saldırıları
Haberler / Güncel
18 Nisan 2026 Cumartesi 12:35

Son 3 gündür dehşet içinde okul saldırılarında yaşananları izliyoruz.
Ama korkunç acılara neden olan süreç yeni değil. İnsanı çileden çıkaran da bu.
Her gün başka bir şekilde bedelini ödediğimiz yapıyı 50 yıla yakın süredir uygulanan politikalar oluşturdu.

*
Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesi demokrasiyi uzun bir süre için rafa kaldırırken Amerika Birleşik Devletleri’ne bir mesaj gitti.
Mesajı gönderen CIA’in Türkiye Şefi Paul Henze’ydi. Gönderdiği mesaj tek cümleydi: Bizim çocuklar başardı.
ABD’nin çocuklarının Türkiye’de kendi deyimleriyle bu başarısından 3 yıl sonra yapılan seçimler sonucu Turgut Özal’ın ANAP’ı birinci parti oldu. Turgut Özal da Başbakan koltuğuna oturdu.
Özal sadece ABD yanlısı bir Başbakan değildi. Aynı zamanda Türkiye’yi ABD gibi yapmak isteyen bir devlet başkanıydı.
Sık sık dile getirdiği vaatlerden biri de “Küçük Amerika” olacağız sözüydü. 

*
Bu sözün gereği ilmek ilmek dokundu. ABD’nin kesin karşısında olan sol görüşlüler ya hapse atıldı ya da yurt dışında yaşamaya mahkum edildi.
Ekonomik yapı tamamen değiştirildi. ABD’nin; insanı, kültürü, dayanışmayı ve her türlü manevi değeri yok sayan acımasız liberal ilkeleri neredeyse harfiyen uygulandı.
Sosyal devlet yerine ticari devlet öngörüldü. Ekonominin ana ilkesini özelleştirme oluşturdu. 
Cumhuriyetin 60 yılda büyük fedakarlıklarla oluşturduğu ekonomik değerler, fabrikalar satılmaya başladı.
İlk özelleştirme uygulaması, 1985 yılında Sümerbank'ın Iğdır Pamuklu Dokuma tesislerinin satılmasıyla gerçekleşti.
Daha sonra şeker fabrikalarının özelleştirmesi başladı. 40 yılı aşkın devam eden bu süreçte devletin elinde tek bir Sümerbank mağazası ya da şeker fabrikası kalmadı.
Toplam 71,6 milyar dolarlık satış yapıldı. Cumhuriyetin ilk 60 yılında binbir emekle oluşturulan fabrikalar, üretim tesisleri Cumhuriyetin son 40 yılında bir bir elden çıkarıldı.
Sadece fabrikalar değil, Hazine arazileri de satılmaya başladı.
Okul, hastane gibi kamu hizmeti olması gereken işler özelleştirildi. Parası olana daha kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti dönemi başladı.

*
Bu kadar da değil. 1980’li yılların ortasına kadar okullarda ders kitaplarında okutulan “Türkiye tarım üretiminde kendi kendine yeten ülkelerden biridir” gerçeği de “Küçük Amerika” olma yolunda engeldi.
Nüfusun yüzde 60’ından fazlası kırsa bölgelerde yaşıyor ve yoğun tarım üretimi yapıyordu. 
Devleti yönetenler bunun yanlış olduğunu ve köylerde, kırsal bölgelerde yaşayarak kalkınma olamayacağını söyledi. 
Tüm politikalar yoğun şehirleşme üzerine kuruldu. Köylerde yaşayanlar olabilecek en kısa sürede şehirlere göç etmeliydi. Çünkü özelleştirilen ve yeni kurulan fabrikalarda ucuza çalışacak işçiye ihtiyaç vardı.
Bu politikalar sonucu köyler hızla boşaldı. Kırsal bölgelerde yaşayan üretim yapanların nüfusa oranı yüzde 30’ların altına düştü.
Türkiye artık tarımda da dışa bağımlı hale gelmişti. Saman bile ihtal edilir hale geldi. Gıda enflasyonu durdurulamaz oldu.

*
“Küçük Amerika” olmanın en ağır bedeli sosyal hayat ve kültürde yaşandı.
Bu topraklarda yaşanan dayanışma, yardımlaşma, doğruluk, iyi insan olmanın maddi değerlerden üstün tutulduğu anlayış yok edildi.
Yerini “Nasıl yaparsan yap ama zengin ol. Para kazan. Evlerin, arabaların, yazlıkların, yatların, katların olsun” anlayışı aldı. Bu yolda hiçbir değer ya da inanç önemli değildi. İnsanların yaşadığı ya da zengin olma yolunda yaşatılan acıların hiçbir önemi yoktu. Para kazanmaktan daha büyük bir değer olamazdı.
Türkiye’de 1980’lerin sonuna kadar kapkaç diye bir kavram bilinmezdi. Camilere dükkanların kapıları kilitlenmeden gidilirdi. Hele hele camide, okulda şiddet asla düşünülemezdi. Uyuşturucu kullanımı çok istisnaydı. Bu gibi olaylar ABD’de olur ve televizyonda izlenirdi.
Ama 40 yılı aşkın süredir izlenen politikaların ardından sonunda Türkiye’de “Küçük Amerika” hedefinde olanlar amaçlarına ulaştı.
Artık şiddette, uyuşturucuda, gasp ya da kapkaç gibi olaylarda Türkiye’nin ABD’den hiçbir farkı kalmadı.
Ne yazık ki okullarda yaşanan şiddet olaylarında da öyle. 

*
Urfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan ve 1’i öğretmen 9’u öğrenci 10 kişinin hayatını kaybettiği feci olay bir günde olmadı. 
Zaten hiçbir toplum bir günde iyi ya da kötü yönde değişemez.
Bu ülkede yarım yüzyıla yaklaşan bir süreçte uygulanan politikaların dehşete düşüren sonuçları her gün başka bir boyutuyla kendini gösteriyor.
“Küçük Amerika” olmanın bedelini hayat bize acı şekilde ödetiyor.

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT MAGAZİN SPOR RÖPORTAJLAR GENEL
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2026 İzmir'de Son Dakika