İzmir, bugün Türkiye’nin en bilge şehri; yaş ortalaması ülke genelinin çok üzerinde. Ancak bu "yaş alma" süreci, ne yazık ki planlama hataları ve vizyonsuz kararların gölgesinde kalıyor. Bugün size bir ibret tablosundan ve bu tablodan nasıl bir çıkış yolu bulabileceğimizden bahsetmek istiyorum.
Hatırlayın; 1998 yılında hayırsever Fahri Dokuz Eylül’ün kıymetli bağışlarıyla temeli atılan 1000 yataklı o devasa huzurevi projesini... %95 seviyesine gelmiş, İzmirli yaşlılar için bir umut kapısı olmuştu. Sonra ne oldu? 1999’da yönetim değişti ve dönemin belediye başkanı, binanın inşa amacını adeta hiçe sayarak burayı üniversite yurduna tahsis etti. Huzurevi olarak tasarlanan bir binayı yurda çevirmek için bir yurt parası kadar daha harcandı! Yetmedi; aynı üniversitenin hemen yanındaki bir başka belediye arazisine, bu kez çok yüksek maliyetli yeni bir huzurevi yapıldı. İşte biz buna "kamu kaynağının fütursuzca savrulması" diyoruz.
Neyse ki bugün önümüzde yeni bir fırsat var. Devlet, yaşlanan nüfus için barınak ve bakım merkezi yapacaklara ciddi teşvikler vermeyi öngörüyor. Peki, biz yine aynı hataları mı yapacağız, yoksa İzmir’den başlayarak Türkiye’ye model olacak bir sistem mi kuracağız?
"Yerel Odaklı Bütüncül Model" Vakti
Benim önerim net: Yerel Odaklı Bütüncül Yaşlı Bakım ve İhtisaslaşmış Rehabilitasyon Modeli. Bu modelde "Ben yaptım oldu" mantığına yer yok; "Merkezi Yönetim - Yerel Yönetim - Üniversite" üçgeni var.
Önce Konum, Sonra Mimari! Araştırmalar gösteriyor ki yaşlı bakım merkezinde en büyük güç konumdur. Yaşlıyı şehrin dışına, ıssızlığa itmek onu hayattan koparmaktır. Yeni projelerde belediyeler; hastaneye 5-10 dakika mesafede, camiye, parka, çarşıya komşu arsalar üretmek zorunda. Yaşlı birey penceresinden baktığında hayatın aktığını görmeli.
Yurda Değil, Yaşama Dönüşüm! Mimari, en baştan "ihtisaslaşmış" olmalı. Tek bir blokta her şeyi çözemezsiniz. Sağlıklı yaşlı ile Alzheimer hastasını aynı odada barındıramazsınız. Eşiksiz zeminler, geniş asansörler ve hobi atölyeleriyle donatılmış, "otel konforunda değil, ev sıcaklığında" merkezler inşa etmeliyiz.
Sadece Dört Duvar Yetmez
Bize sadece bina değil, içerik lazım. Kuracağımız bu merkezlerde;
- Tıbbi Bakım: Geriatrik takip ve fizik tedavi,
- Psiko-Sosyal Destek: Sosyal hayata entegrasyon,
- Manevi Bakım: Manevi huzur odaklı rehberlik,
- Eğitimli Personel: Üniversite iş birliğiyle uzmanlaşmış kadrolar olmalı.
- Sonuç Olarak...
-
Mahalli idarelerin "arsa bizden, işletme bizden" dediği, Bakanlığın denetlediği ve üniversitelerin bilimsel destek verdiği bu model, İzmir’in geçmişteki o "yurt-huzurevi" krizine verilecek en güzel cevaptır.
Gelin, devletin bu yeni teşviklerini beton yığınlarına değil, insan odaklı, sürdürülebilir bir geleceğe yatıralım. İzmir’in yaşlıları, hayırseverlerin mirasının çarçur edildiği bir geçmişi değil, kıymet gördükleri bir geleceği hak ediyor.