İzmir'de Son Dakika
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Dizilerde Türk Sineması'ndan bağımsız unsurlar
Ufuk Güral
YAZARLAR
26 Haziran 2026 Cuma

Dizilerde Türk Sineması'ndan bağımsız unsurlar

Türk televizyon dizilerinin üretiminde, Türk Sineması’nın örnek alındığı unsurları geçtiğimiz hafta işlemiştik. Bu haftaki yazımızda ise, dizilerin kendi geliştirdikleri özgün unsurlardan bahsetmek istiyoruz. Bu unsurlar, daha çok Sinema Dili ve Sinematografi bağlamında yoğunlaşıyor.
Söz konusu elementlere kısaca değinelim:

Akışkan Dramatik Yapı

Türk dizileri de Türk filmleri gibi, kolay sindirilebilir ve akıcı bir anlatıya sahiptir. Her ne kadar dizilerin bu unsuru, Türk Sinemasından devraldığı söylense de, dizilerin bu akıcı yapıyı borçlu oldukları esas unsur, kullanılan lisanla yakın alakalıdır. Türkiye’de senaryo yazımının en büyük handikaplarından birisi olan, ‘diyalogların tiplemelerle uyumsuzluğuna’na karşın, dizilerde, diyaloglar, karakterlerin sınıf ve eğitim seviyelerine uygun olarak, güncel bir lisanla yazılmıştır. Konuşmalarda, yer yer, ses bandı kısılarak verilen küfürler dahi gerçekçi olma adına eklenmiştir.
Sahtekarlar” dizisinin bir epizodunda, Özcan karakteri, bir yakını hakkında konuşurken onun için “O da başka bir tür manyak” der. Halk arasında, sıkça kullanılan bu tanımlamanın kullanılması, izleyicinin güvenini kazanmak için samimi bir başlangıç olarak nitelenebilir. Seyirci, yapımcının samimiyetinden şüphe duymazken, bu inanç izleyicinin filmle özdeşleşmesini kolaylaştırmıştır. Dolayısıyla ekranda gördüklerini kolayca sindirecek, aykırılıkları da hoşgörüyle karşılayacaktır. Bir ppartman görevlisinin kızının yaşamından kesitler sunan “Adını Feriha Koydum” isimli dizide, kendisini zengin bir ailenin kızı olarak gösteren Feriha’nın foyası ortaya çıkınca, oturduğu dairenin kapısına “Bir süt, bir ekmek” yazılır. Normalde kapıcıların aşağılanması olarak anlamlandırılabilecek unsur, üzerinde durulmadan geçiştirilmiştir. Yapımcıların son 30 yıldaki yoğun çabaları sonrasında temin ettikleri kalite ve güvenin yanı sıra, diziler ve izleyicilerin zaman içerisinde karşılıklı etkileşimi
sonucu oluşan “olgunlaşma” bunu sağlamıştır. Bir başka örnek de Yabancı Damat dizisinden verilebilir. Bu dizide Yunanistan’dan gelen ve Türk Kızıyla evlenmek isteyen bir kişinin öyküsü anlatılmıştır. Türklerle anlaşmazlık yaşayan bir ülkeden gelenin damat oluşu, yani cinsellikte aktif tarafı temsil etmesi, seyirciyi hiç de alındırmamıştır. Oysa dizi Yunanistan’da çevrilseydi ve damat da Türk olsaydı, izleyici kıyameti koparırdı diye düşünüyoruz. .

Sinematografi:

Türkiye’de dizilerin ilk döneminde, yani 1990lı yıllarda üretilen yapıtlar arasında Salih Dikişçi’nin görüntü yönetmenliğini yaptığı “Taş’ın Sırrı” gibi üstün bir sinematografi anlayışına sahip olan tek tük yapıtlar olsa da, genelde sinematografinin ihmal edildiği söylenebilir. Milenyumla birlikte ise, başta “Yılan Hikayesi” ve “Üç Maymun” gibi diziler olmak üzere, sinematografi bir üst kademeye taşınmıştır. Bugün geldiği seviye ise, sinematografi’nin dünya çapında olmasıdır. Yani, Hollwood Yapımları’ndan hiç de aşağı kalmaz. Bununla birlikte eşyanın doğasına uygun olarak, dizilerin sinema filmleri gibi sanat yapma yeri olmadığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Buna her şeyden önce izleyici izin vermez ya da izleyici beklentisi bunu gerektirmez. Bu sözümüzü şöyle bir örnekle pekiştirmek isteriz. İzlediğimiz bir dizide, canlı renklerin kullanıldığı, ortalama izleyiciyi ikna edebilecek, beğenisini kazanacak bir çekime rastlamıştık. Fotoğraf kalitesi üst düzey olmakla birlikte,
çekimin renk düzenlemesi, televizyon üreten firmaların vitrinlerde sergilediği, televizyonun ne kadar canlı renklere sahip olduğunu göstermek için üretilen programları andırıyordu. Renklerin kendi içlerinde bir bütünlük ve uyum yoktu. İzleyici izin vermez dedik: Televizyon izleyicisi ya da ortalama izleyici, sanat filmlerinde görmeye alıştığımız karanlık atmosferi, tek yönlü ışık kullanımını, düşük ışık kullanımını hoşgörüyle karşılamıyor. Seyircinin tercihi, ne olup bittiğini yoğun bir ışık altında “görebilmek”. Ömrü birkaç saat sürecek, bir kez seyredildikten sonra bir kenara atılacak bir epizottan seyirci beklentisinin düşük oluşu, üretimde de göz önünde bulunduruluyor. Video teknolojisi sanat
yapmayı engellediğinden, bazı kameralar, film dokusunu taklit edebilen, o tonları üretebilecek şekilde imal ediliyorlar ki, Türk dizilerinde de Red, Alexa veya Venice tipinde, en iyi digital kameraların kullanıldığı bariz olarak hissediliyor.
Sonuç olarak dizilere yapılan yatırımın, karşılığını fazlasıyla aldığı, getirisinin, en beğenilen aktörlere ve çekim yapım cihazlarına harcanan paradan çok daha büyük olduğu rahatlıkla ifade  edilebilir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT MAGAZİN SPOR RÖPORTAJLAR GENEL
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2026 İzmir'de Son Dakika