Şair gazeteci Ünal Ersözlü’nün, “Böğürtlen Öpücüğü” isimli son şiir kitabının yayınlanması üzerine, kendi açımdan şair gazetecileri yazmak gerekti.
Şair gazeteci Ünal Ersözlü’nün, “Böğürtlen Öpücüğü” isimli son şiir kitabının yayınlanması üzerine, kendi açımdan şair gazetecileri yazmak gerekti.. Başkalarının “Şair Gazeteciler” başlıklı kitabı filan olabilir, hatta o kitabın ilk baskılarında yazarı tarafından benden de “Şiirin Gerillası”diye söz eden bir bölüm vardır, ama kitabın daha sonraki sükseli holdingler sponsorlu baskılarında benim ismim, şiirlerim ve zorlama bir benzetme olan “gerilla” filan lafları atılmıştır. Neyse, hiç önemli değil.. Kitabın hazırlayıcısı olan, şair olmayan gazeteci yazarı da öldü zaten..
Efendim, ben sevdiğim şair için, şiir yazarım..
Hale hele.. Şair gazeteci Ünal Ersözlü için destan yazarım, destan!..

ÜNAL ERSÖZLÜ
Ama isterseniz tam 15 yıl önce yayınlanan “Hayatım Kitap” isimli eserimin 473’cü sayfasında boy gösteren “Ünal Ersözlü şiirimi” buraya yapıştıralım.. Ve orada biraz duralım..
ÜNAL ERSÖZLÜ
er sözlü şairimiz
ölesiye romantik
karınca bile ezmez
mahcup şövalye gibidir
sanki dünya zulmünü sırtlamış
ama, “ah” derken bile
kırbaç acısını değil
ezeli aşkı şiiri hatırlamıştır..
Bu şiirde sözünün eri, ezeli romantik, karıncaları bile kollayan, hep mahcup, bir ebedi silahşor anlatılır, dünyanın zulmünü yüreğinde yaşamış veya duyumsamıştır, sırtında kırbaç acısı altında “ah..” derken bile, ezeli aşkı olan şiiri sayıklamıştır..
BÖĞÜRTLEN ÖPÜCÜĞÜ
“Böğürtlen Öpücüğü” kitabı yayınlanınca, anında şairi bana İstanbul’a kargo ile gönderdi. Ama bir türlü elime geçmedi. Şöyle ki.. Kitap, İstanbul Etiler’e kızımın evine kargo ile ulaştı.. Ama sonrası tam bir komedi yahu..
Bu kitap bugün yani, Pazar günü Egeli Gazete’de yayınlanacak yazım için gerekliydi...

Böğürtlen Öpücüğü...
6 Mart Salı günü akşamüstü, küçük torunumun dadısı Bahar Hanım beni arayarak, kitabın evlerine (kızımın evine) ulaştığını belirtti.
Hemen Ecevit isimli şoförümü arayıp, 7 Mart Çarşamba günü sabah saatlerinde kızımın evine uğrayıp kitabı almasını ve benim evime getirmesini söyledim. Uzun yıllar önce Bülent Ecevit’in Artvin seçim gezisinde arabasının çarptığı, ama kazada ölmeyen ve sonra “Tuncer”olan ismini ailece değiştirip, ismi “Ecevit” olan köylü çocuğu, şimdi benim sevgili şoförümdür.. Neyse, Çarşamba öğle saatlerinde beni aradı:
- Abi, bizim dadı Bahar, torunun Efe’nin odasındaki masasına o kitabı koymuş, senin torun ise okula giderken çantasına bir sürü kitap defteri topluca koyarken, o istediğin kitabını da yanlışlıkla çantasına atmış, okula götürmüş..
HİKAYE BAŞLIYOR..
Haydaaa.. Böylece bizim “Böğürtlen”, ultra iş insanı Tarık Şara’nın sükseli ENKA Koleji’ne misafirliğe gitmiş. Oysa, bu kolejde ders günü boyunca öğrencilerin cep telefonları kapatılıyor.Gün boyu elimde telefon hep torunu aradım. Ama telefon kapalıydı. Nihayet öğleden sonra açıldı..
- Nerdesin Efe?..
- Okuldan eve döndüm dede..
- Ulen okula yanlışlıkla götürdüğün “Böğürtlen”nerde?
- Dedecim onu okulda unuttum. Sıramın üstünde duruyor.
- Hay Allah.. Eyi o zaman.. Yarın, yani Perşembe günü ders sonunda unutma onu, al eve getir.
- Olamaz dedem..
- Neden lan?
- Perşeme günü, yarın okula gitmicem dede..
- Napıcan len?...
- Annemler, babamlarla İsviçre’ye uçuyoruz, kayak var dedem. Perşembe, Cuma, Cumartesi yokuz. Pazar öğleden sonra geliyoz.
(Eyi boh yemişsiniz..), diyecektim, kendimi tuttum. Hem Ersözlü’nün “Acaba ne yazdı?” diye merak ettiğim kitabı taaa İzmir’den kalk, kargo ile İstanbul’a bizim eve gel.. Sonra bilmem ne kolejinde bir öğrenci sırasında takıl kal.. Taaa ancak Pazartesi öğleden sonra gelebilir bana.. Ama Pazar günü yazım çıkacak.. Ne yazacağım peki?..
Şu “Böğürtlen”i, bir öpemedik yahu..
Hemen İzmir’e telefon açtım. Belediye Temizlik İşlerinden çöpçü Dündar’a, “Hemen Alsancak’a git, Yakın Kitabevi’ni bul, Böğürtlen’i satın al, Yurtiçi Kargo ile bu kez benim İstanbul adresime postala..” diye kesin emir verdim (Yalan yalan.. Valla yalvardım..)
- , böylece 10 Mart Cumartesi günü elime geçti.. Haydi, Bismillah deyip bu yazımı yazmaya başladım.. Ünal’a kıyamam..
AHH.. ŞU ŞAİR RUHLU GAZETECİLER
Gazeteci derler bize.. Kimimiz ödüller alırız, zirvelerde dolaşırız.. Parıltılı söyleşilere katılır, kokteyllerde caka satar, sergilerde boy gösterir veya kitap yazarız.. Selfi denilen oyuncakla, maymun yüzümüzü ve ardımızdaki cemaatimizi çekip kasıla kasıla sırıtırız.. (Bir arkadaşımız bir araştırma yapsa bari, sosyal medya ortamında bir etkinlik yapmadan, sergi açmadan, haber yazmadan, bir şey üretmeden sosyal medya ortamında en çok suratı yayınlanan sırıtık gazeteciler kimler acaba?.. Çok merak ediyom..)
Gazeteci isek.. Kimimizse hapiste çürür, bebek bıraktığı evladını açık görüşmelerde kocaman çocuk olarak bağrına basar..
Kimimiz hep selfi çekeriz..
Kimimiz, Uğur Mumcu gibi kalleş kurşunlara kurban gideriz..
Kimimiz iktidar yanlısıdır, kimimiz muhaliftir.. Kimimiz keyif içinde, kimimiz isyan dolu.. Hem güleriz, hem ağlarız.. Aynı gemide olmasak da, aynı okyanus üstündeyiz.. Biz gazetecileriz..
Ama derdini şiirle anlatan felsefi derinliği olan gazetecilere bayılırım. Ünal Ersözlü gibi mesela.. Zaten Ege Bölgesi özelinde son günlerde kitabı yayınlanmış 4 gazeteci vardır.. Ünal Ersözlü, Serdar Öztürk, Mehmet Sarışın ve Yaşar Aksoy..)
Gazeteciliğe ilk başladığı genç yaşlarında aynı gazetede çalıştığımız, hayatımda gördüğüm en martı yürekli şairlerden olan sevgili Ünal Ersözlü, “Kapıyı Çalıyorum” isimli kitabıyla bir zamanlar Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazanmıştı. Gazetecilik mesleğinde ve iş hayatında her zirveye yakışacak bir kimlik çizen, hem de şiir çizgisini tırmandıran Ünal’ı, “Ruhum harman yeri.. Kalbimi arayan deli” dizeleriyle kutluyorum. Ehh aynı Yunus Nadi Ödülü’nü, Sosyal Bilimler Dalında “Gavur Mümin” kitabımla kazandığım için, Ünal ile fazladan epey fazla gurur duymam gerekmez mi?..
Ünal Ersözlü 1959 doğumlu.. Şair, yazar, gazeteci ve iletişimci olarak yaşamakta.. Ama önce, kendi deyimiyle şair.. Yayınlanmış on bir kitabı var.. Önemli ödüller kazandı. Şiir serüveni 1980’li yılların sonundan, yani Yeni Asır gazetesinde birlikte çalıştığımız günlerde başladı..
Eserlerini teker teker saymazsam bana gönül koyabilir: “Okyanusların Not Defterinden, Gidiyorum Adım Unutulmuş Olsun Diye, Zaman Ayna ve Bıçak, Aşk-ı Hakiki, Gençliğin Dün Gecesi, Kapıyı Çalıyorum, Sarmaşık, Dört Gün Buda Üç Gün Zorba, Tanrının Yaşam Klavuzu, Yeryüzü Misafiri, 50 Maddede Doğu Felsefesi..”
Görüldüğü gibi Erözlü’de, yaşı ilerledikçe şiir ile felsefi yönelişler at başı gitmekte.. Zaten son kitabı “Böğürtlen Öpücüğü” de, bu yönelişin bir iç dökümü olarak çok yaygın içerikli bir bildiri olarak karşımızda durmakta.. Şiir ile felsefe, yine iç içe geçmiş..
KİTABI YAZALIM ARTIK
Biraz uzattık.. Ünal Ersözlü, 3 Ocak 20226 günü kitabını bana imzalamış ve kargoya vermiş..
Şimdi 10 Ocak, kitap elimin altında..
Hemen içine serpiştirilmiş çıplak dişi (Nü) fotoğraflarına bakıyorum.. Çok fazla Nü var.. Porno kitabı gibi, ama değil.. Bu fotoğraflar, hayatım boyunca hayranlık beslediğim ulusal yazar ve sahaf Ergun Hiçyılmaz’ın ona armağanı.. Paris’teki bir koleksiyonerden eline geçen fotoğrafları, “Al bunları bir şiir kitabında kullanırsın” deyip Ünal’a veren, Che Guevara bereli merhum Ergun ağabeyi, burada öpüyorum ve Hakan Akarcalı’nın ikimizi Beyoğlu Aynalı Pasaj’daki sahaf dükkanında çektiği fotoğrafımızı ilişikte yayınlıyorum..
Gerçekten tarih üstadım olan Ergun Hiçyılmaz’a, benim de çok borcum var.. Bir gün yazarım..

Ergun Hiçyılmaz ve Yaşar Aksoy.. Beyoğlu Aynalı Pasaj’da sahaf dükkanında.. İstanbul, 2013..
“Böğürtlen Öpücüğü” kitabı 183 sayfa.. Kitapta tek şiir var.. Her sayfasında üç veya dört adet “dörtlü dizeler” bulunmakta.. Aşkı kutsallaştıran Ünal Ersözlü, bu ırmak şiirine Romalı şair Vergilius’un deyişiyle “Omnia vincit amor” (Aşk her şeyi yener) sözü ile başlıyor ve ilerleyen 183 sayfada bunu, evrenin, gezegenimizin, insanımızın geçirdiği tüm evrensel hikayenin ana ekseni olarak tarif ediyor ve bunu da Hera ile konuşarak ilerletiyor..
Hera, bilindiği gibi Yunan mitolojisinde Baş Tanrı Zeus'un eşi ve ablası olan tanrıçadır. Roma'da Juno olarak bilinir. Babası Titanlardan Kronos, annesi Rhea'dır. Olympos tanrıları arasında kraliçe vasfına sahiptir ve Evlilik Kraliçesi olarak anılır.
Neyse..
Halikarnas Balıkçısı’nın kitabın 93.sayfasında sahneye çıkması pek güzel..
“Böğürtlen Öpücüğü” metaforunun, yalnızca 146’cı sayfada kendini belli etmesi de yorum beklemekte.. Dörtlüğü okuyalım bakalım:
Hızır ile Musa, simgelerken ilmi ve hikmeti
İnsan bir türlü, gaipte anlamadı güzel olanı
Ruhlar sevgiye kavuşunca gök krallığında
Böğürtlen Öpücüğü, kadınlarda buldu aşkı
Ünal Ersözlü’nün bu kitabı, aslında Prof.Cevat Çapan gibi şiir akademisyenlerinin, Özdemir İnce gibi evrensel şairlerimizin, feylozof, mitoloğ, tarihçi ve psikologların bir ekip halinde değerlendireceği ve yorumlayacağı bir muazzam içerik taşımakta. Benim gibi Orhan Veli de takılıp kalmış bir şiirseverin, bu bilmeceleri ayrıntısıyla çözebilmesi gerçekten çok zor. Ünal Ersözlü zoru başarmış..
Her şeyden öte, Ünal Ersözlü bu kitabında, aşkı pek derinlikli bildiğini ispat etmekte. Dört defa evlendi ve nice birliktelikler yaşadığını bildiğimizden, en azından benim gibi bir kere evlenmiş adamı otobanda yaya bırakır.. Ki, ben aşık olmadan mahalle baskısıyla evlendiğimi, uzun yıllar sonra daha yeni fark ediyorum. Sevgililere gelince, hepsi beni terk etti, şaştım kaldım. Yani ben, aşk nedir bilmiyorum, Ünal ise profesörlük tezi gibi aşkı yorumluyor. Helal olsun, diyelim mi?..
Kitabı, daha titizlikle 10 kere daha okumalı..
Bu arada Yakın Kitabevi’ni de bin kere kutlamak gerek. Çok alımlı bir kitap basmışlar.
Ünal’ın kitabını bana taa İzmir’de kargo ile gönderen Temizlik İşleri emekçisi (bildiğiniz çöpçü) Dündar kardeşimin kargosunun yanında 28 Aralık 2025 tarihli Yeni Asır gazetesinin konmuş olması muazzam bir “Gol..” oldu. Çünkü o gazetede Dr. Zeki Hozer’in benim hakkımda “Adanmış Koca Bir Ömür” yazısının da olması müthiş keyif vericiydi..
25 yıl önce ayrıldığım ve çok şey borçlu olduğum eski gazetemde yayınlanan bu yazısı ile aziz insan Dr.Zeki Hozer, beni tam yüreğimden vurdu.. Üstelik Ünal ile birlikte, o gazetede isim yapmıştık...
Dr.Zeki Hozer, gazeteyi İstanbul’a kızımın evine göndermiş. Torunumun dadısı Bahar da, Ünal’ın kolisi ile Dr.Zeki Hozer’in gönderdiği gazeteyi birlikte bana iletmiş... Öldüm valla…
SONUÇ
Böylece, Böğürtlen’i zar zor öpebildik yahu...
Bu yazımı, bu Pazar günü Egeli Gazete’de okuyan yüz binlerce kişi (!) hemen koşup İzmir Alsancak’taki Yakın Kitabevi’nden Ünal’ın “Böğürtlen Öpücüğü” kitabını acele ile alacak ve bu öpücüğün sırrını böylece öğrenecek..
Ben ise, yarın Pazartesi günü torunumun okul çıkışını bekleyip, Ünal tarafından bana ilk gönderilen Böğürtlen’e öğleden sonra kavuşacağım..
Aslında o da şüpheli..
Malum kolejde bu Cumartesi - Pazar günlerinde talebe sıralarını of-puf diyerek düzenleyen ve temizleyen hademe Şero Amca (Bitlisli Şerafettin), “Ulen Böğürtlen, kimi öpüyomuş?..” diye merak edip, kitabı araklayıp, evine götürdüyse, o kitap rahmetli ananem olur!..
Bu arada Ünal’ın “Böğürtlen” kitabının yayınlanmasından sonra, ezelden beri “aşksız edebiyat” yapamayan ve şiir aleminde “Üç Silahşörler” dediğim üçlünün diğer şairleri Namık Kuyumcu ile Tuğrul Keskin’den, aşk koşusunda (love run) daha ileri atılımlar (rush forward) bekliyorum.. Bakalım göreceğiz..
Sonuç olarak, benim EFE torunun alacağı olsun..
Kaysın bakalım, Alp dağlarında...
İki ders günü (Perşembe, Cuma), okulu ekti zaten..
Alacağı olsun..
Sormalı mı?..
Alp dağlarındaki ormanlarda bu mevsimde “Böğürtlen” var mıdır acaba?..
Bizim aşık oğlan Ünal’ı öptüm..