Şiir, bazen direnişe yol gösterir..
Egeli öğretmen Rahmi Akseki’den barış şiirleri..
Dünyada bir sürü devlet
Bahane arıyor savaşmak için
Çoğu sataşıyor komşusuna
(…)
Yanar, yıkılır kasabalar kentler
Ve binlerce, on binlerce ölü
Serilmiştir yere kanlar içinde
Ağıtlar yakılır şehitlere
Ödüldür kırık kol, topal ayak
Yarım insanlar kalır gelecek günlere..
Yukarda şair Rahmi Akseki’nin “Savaş” şiirinden birkaç mısra sundum.
Aşağıda ise, “Barış” isimli yeni şiir kitabından bazı şiirlerini sunacağım ve yazılış
aşamasında sürekli konuşmalar yaptığımız şair ve bana göre gerçek sosyalist,
1960’lı yılların şairi Egeli Rahmi Akseki’nin, küçük oğlu Nazım’ın yanında
Kuşadası’ndaki kiralık evinde yazdığı son kitabı kargodan çıktı geldi, bana kavuştu.
Yeni şiirlerinde ileri yaşına rağmen, dünya ahvalinden ve barış özleminden
kopmadan Emperyalizme karşı çıkan şairimizin yeni üretimlerini ibretle okudum; eşi
devrimci öğretmen rahmetli Meziyet abla keşke sağ olsaydı da, Balıklıova köyündeki
evlerinde bu şiirleri karşılıklı okuyabilseydik diye hüzünlendim...

(Rahmi Akseki’den barış şiirleri)
BARIŞ KİTABINDA BARIŞ ŞİİRLERİ
Barış ve insanlık üzerine yazılmış 45 şiir içinde, kitabın ana fikrini haykıran kitaptaki
son şiiri buraya aktaralım böylece şairin ne demek istediği bilinsin:
BARIŞ DEDİK
Binlerce yıldır savaşıyor
Dünyanın her yanında insanlar
Ve ağzından eksik etmiyor
Hiç kimse barış sözcüğünü
Bütün dünyada tetikte ordular
İnsanlar için harcanması gereken para
Ordulara silahlara harcanıyor
Sizce de bir tuhaflık, bir gariplik
Bir aksilik yok mu bu durumda
Barıştan söz ediyor bütün dünya
Çok iyi, çok güzel, harika
Ne bekliyorsunuz öyleyse
Kem küm edip durmayın sağda solda
Sizi engelleyen, elinizi tutan ne?
Yok edin bütün silahları
Kırın, parçalayın, yakın
Yasaklayın silah yapmayı,
Bakın, görün, nasıl, ne kadar
Harika, yaşanılır olmuş dünya!
“BARIŞ” KİTABININ ÇAĞRIŞIMLARI
“Barış” kitabının şairi, kendi iç duygulanımları ile ülke, dünya ve insanlık hakkındaki
eleştirel ve umutlu görüşlerini, pek anlamlı biçimde harmanlamış.. Bu konularda
özlenen barışı şiirleştirmiş.. 65 sayfalık kitabı ve içindeki 45 şiiri dikkatlice okudum ve
notlar aldım.
Rahmi ağabeyim, benden 10 yaş büyük. Hayatı boyunca, Sosyalizmden bir milim
sapmamış, bir ilerici emekli öğretmendir.
Urla’ya bağlı Balıklıova köyünde, köylülerle sahneye koyduğu “Milli Mücadele”
piyeslerinde Nene Hatun veya Kara Fatma gibi sahnede devleşen eşi Meziyet abla
da emekçi bir öğretmendi..
Büyük emekle yetiştirdiği Eczacı Neşe Gülersoy’u Manisa’da şehit vermiş babaları,
Ege’nin ünlü devrimci simgelerinden Köy Enstitülü öğretmen yazar “Dede” de
(Hayrettin Karademir) öğretmen idiler.
Rahmi ve Meziyet Akseki, çocuklarına Devrim (Profesör, Urla Belediyesi CHP
2.numaralı üyesi) ve Nazım (İş insanı) isimlerini koydular..
Ben de öğretmen çocuğu olduğum, için onlara sonuna kadar güvendim, onlar da
bana.. Ailem, anam, babam, kızım da bu ailenin can yoldaşı oldular sonuna kadar..
Milli hisleri çok yüksek olan bendeniz, hayatım boyunca çevremdeki sosyalist iddialı
sömürücü insanlardan tiksindiğim için, bu gerçek sosyalist aileye bağlandım ve
onlardan çok şey öğrendim. Kim ki, sosyalizm “milliliği” ret eder derse, kim ki millici
olan sosyalizmi ret eder derse, ben orada yokum, biline!..

(Devrimci öğretmen merhum Meziyet Akseki, Nazım Hikmet’in sekreteri ve ünlü
Sovyet yazarı Radi Fish, Rahmi Akseki ve Yaşar Aksoy.. 1979.. Balıklıova
köyü..)
ŞİİRLE YAŞAYAN ŞAİR
Rahmi Akseki, 1960’ların şiir hareketleri içinde yer almış, zamanında yakın
arkadaşları olan Ataol Bahramoğlu ve İsmet Özel kuşağından gelen, ünlü Doğuş
Bildirisi’ne imza koyan, şiirleri “Oluşum, Evrim, Devinim 60” gibi dergilerde
yayınlanmış bir gerçek şairdir.
Daima şiir düşündü, hayallerinde mısralarla kucaklaştı. Bu duygulanımlarını mütevazi
ve sakin yaşamında bıkmadan usanmadan kağıda kaydetti.. Rahmi ağabey ile bizi
birbirimize yaklaştıran gerçek bağ, birçok olay ve olgudan daha çok, şiir
yolcuğumuzda ve ülke sorularında yoldaş olmamız idi, sonuna kadar halk adamı ve
mütevazi olmamız idi...
Rahim Akseki, böylece arka arkaya yayınlanan “Tutuklandı Dudakta Sevinç (2002),
Tenindeki Naz (2023), Sesim (2023), Çağrı (2025)” kitaplarıyla gönlümüze yerleşti.
Şair Rahmi Akseki’nin, “Barış” kitabını son aylarda hangi dünya ahvalinde yazdığını
kavrayabilmek için, çok yakın tarihte yayınlanmış “Cumhuriyet” gazetesinden bir
makale okuyalım.. Ve kendisine sağlık ve mutluluk dileyelim..
BİR HAYDUT DEVLETİN RESMİ: ABD
Doğu Silahçoğlu (E.Tümgeneral)
Cumhuriyet - 9.1.2026
Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve
geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa
soyundu. Tek kutuplu dünyanın devamlılığı, onun yaşamıyla eşdeğer olduğundan;
Ortadoğu, Orta Asya, Hazar Bölgesi’nden sonra şimdi de emperyalizmin kuşatması
altındaki Latin Amerika’ya ulusal çıkarları doğrultusunda yeni bir şekil vermeye
kalkıştı. Çünkü okyanuslar artık onu savunmaya yetmiyordu.
Bu strateji; bundan böyle ABD yaşam sahasının, Amerika kıtası dışında
oluşturulmasını amaçlıyordu. Ve yeni yüzyılda Irak, Libya ve Suriye’de girişilen
zorbalığın ardından son örnek Venezuela’da yaşandı. Yeni stratejisi bu ülkede
uygulamaya kondu. Bu girişim, ülkenin yönetimini ve petrol başta olmak üzere yeraltı
kaynaklarının işletilmesini de kapsıyordu. Birleşmiş Milletler üyesi bir devlet tüm
dünyanın gözleri önünde ABD’nin saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Bu da yetmedi; İran,
Kolombiya ve Küba’nın da sırada olduğu açıklandı. Son gelişme; yerkürede siyasal
resmin ancak ABD’nin izin verdiği ölçüde tesis edileceğine işaret ediyor.
ABD YÖNETİMİNİN AMACI
ABD yönetimi egemen bir güç olarak yer kürede varlığını devam ettirmektedir.
ABD’nin bu yöndeki tüm girişim ve eylemleri; gerçek olmayan “özgür ve demokratik
bir dünya yaratılması” söylemi içinde sürdürülmektedir. Aslında konu, ABD’nin
yaşamı için gereksinim duyulan enerji ve hammadde kaynaklarının, nadir toprak
elementlerinin, stratejik harekât açısından üs ve kolaylık olanağı sağlayabilecek
değerdeki bölgelerin ele geçirilmesi ve ulaştırma yollarının kontrol edilmesidir.
ABD yerkürede egemenlik tesisi yolundaki bu ve benzer girişimlerle, hedef ülkelerin
ekonomik, diplomatik, askeri, kültürel, psikolojik, bilimsel ve teknolojik alanlarda etki
altında bulundurulmasına yönelmektedir. ABD o ülkeler üzerinde bu etkiyi sağlamak
için dünyayı askeri harekât açısından değişik alanlara ayırmış; bu alanlarda barıştan
itibaren komuta- kontrol yapısını oluşturmuş ve harekât planlarını geliştirmiştir. Bunu
gerçekleştirebilecek kuvvetler, ana kıtada ve dünyanın her yerindeki ABD üslerinde
hazır tutulmaktadır. Seferberlikte silah altına alınacak bir insan gücüyle ABD, 4
milyonluk bir silahlı kuvvetleri idame ettirebilme olanağına sahiptir.
ABD’NİN STRATEJİSİ
ABD’ye göre; uluslararası hukuk, uluslararası antlaşmalar, insani ve ahlaki değerler,
hak ve özgürlükler, demokrasi anlayış, ülkelerin toprak bütünlüğü gibi gerekçeler, bu
çıkarlar önünde engel teşkil etmez. Bunlar ABD için yalnızca birer ayrıntıdan ibarettir.
Öyle ki; ABD 21’inci yüzyıl dünyasında Birleşmiş Milletler’in gerekli olup olmadığını
bile sorgulayabilecek bir noktaya gelmiştir. Ona göre; askerî güç kullanımını
gerektiren her koşulda yeterli güce sahip olunmalı ve bu güç her koşulda idame
ettirilmelidir.
ABD askeri gücü konuşlandırıldığı yerden dünyanın her yerine süratle intikal
edebilecek olanak ve yeteneğe sahip olmalı; ana kıtadan uzakta icra edilecek bir
askeri harekâtı bağımsızca ve zaman kısıtlaması olmaksızın sürdürebilmeli; harekâtı
en az sayıda kayıpla ve en kısa sürede zaferle sonuçlandırabilmelidir. ABD daha
2000’li yılların başlangıcında bu olanağa sahip olmuştur.
ABD stratejisinde önemli olan husus ulusal çıkarların korunmasıdır. Günümüzde ABD
Türkiye ile sanki dostluk ve işbirliği içinde imiş gibi yapay bir görüntü sergilemektedir.
İşin yadırganacak yanı ise; bunu gören siyasal iktidarın; bu ilişki boyutunun hâla
“stratejik ortak” düzeyinde olduğunu ileri sürmesidir. Halbuki; ABD ve Türkiye’nin
ulusal çıkarları Ortadoğu’da günden güne taban tabana zıt bir gelişme yönünde
evrilmektedir. ABD-Türkiye “stratejik ortak” değerlendirmesinin ulusal çıkarlarımızla
ne derece bağdaştığı, gerçeklerle ne derece örtüştüğü, yarın ne olacağı, Suriye’nin
kuzeyindeki gelişmelere bakılarak görülebilmektedir. Bölgede bugün üç parçalıya
doğru bir gidiş seyrederken gelecekte dört parçalı olmaya aday görünen
“Kürdisrailistan” da artık belirginleşmeye başlamıştır.
GÜVENLİK GEREKSİNİMİ
ABD aslında bir “ada devleti” olarak güvenlik gereksinimleri açısından silahlanmaya
en az kaynak ayırması gereken bir devlettir. Buna karşın silahlanma yarışında en
önde gitmektedir. Kendisini dünyanın özgürlük ve demokrasi şampiyonu gibi
göstermekte; dünya sorunlarıyla ilgileniyor gibi görünerek yalnızca dünya
egemenliğini devam ettirme yolunda ilerlemektedir. Silahlı kuvvetleriyle dünyada
karşı konulmaz bir güç görüntüsü sergilerken silah endüstrisi ile ülkede istihdam
yaratmakta, ekonomik getiri sağlamakta, ABD silahlı kuvvetlerini desteklemekte ve
silahlı kuvvetlerini uluslararası alanda “diplomatik baskı aracı” olarak kullanmaktadır.
Tüm bunlar ABD’nin girişeceği her harekâtta ondan zaferle çıkacağı inancını
yaratmıştır ancak gerçekler farklıdır. 21 yılda 50 bin ABD askerinin kaybına neden
olan Vietnam yenilgisi ve iki yılda 2 bin askerin kaybına neden olan “Irak harekâtı” bu
inancı sarsmıştır.
Bitirirken Türk-ABD ilişkilerinde yakın dönemde Türkiye aleyhinde kapsamlı
gelişmeler ortaya çıkmıştır. Önüne “ılımlı İslam”, “Büyük Ortadoğu Projesi” gibi
engeller konan Türkiye’nin politik sorunlarla mücadele gücü giderek azalmaktadır.
Şimdilerde ise Atatürk Cumhuriyetinin kurucu değerleri ve anayasal nitelikleri
tartışmaya açılmıştır. Türkiye’nin ortak paydasını yok etmeyi amaçlayan bu
girişimlerin etkisiz kılınması için, siyasal yönetim kadroları uygun politikalar
geliştirememiştir. Karşılaşılan tehdit ve tehlikeler karşısında etkili hareket tarzları
ortaya konamamıştır.
Başta Suriye’de ortaya çıkan gelişmeler olmak üzere; ABD ile olan ilişkilerin;
Türkiye’nin ulusal çıkarları; ulusal hedefleri ve güvenlik anlayışı çerçevesinde yeniden
şekillendirilmesi gerekmektedir. Günü geldiğinde Türkiye ile ABD’nin, bu günkünden
daha değişik alanlarda, askeri harekât dahil daha değişik ortamlarda ve koşullarda
muhasım olarak karşı karşıya gelebileceği bir olasılık olarak gözden uzak
tutulmamalıdır. ABD’nin neler yapabileceği belli olmuştur. Onun hak hukuk bilmez,
kural tanımaz, dünyayı umursamaz başkanı ise; çağdaş değerleri hiçe sayan tehlikeli
bir yaklaşımla dünyayı işin içinden çıkılmaz bir karmaşa ortamına doğru
sürüklemektedir.