Tarih, sadece kazananların yazdığı bir metin değildir; toprak altına gömülen gerçeğin er ya da geç gün yüzüne çıkma inadıdır. Bugün Anadolu'yu 'sonradan gelinen bir durak' sananlar, Amasya'dan Sinop'a, Erzurum'dan Kızılırmak boylarına kadar her taşa kazınmış olan Saka (İskit) tamgalarını görmezden geliyor. Biz bu topraklara kök salmadık; biz bu toprakların köküydük.
Son günlerde "Terörsüz Türkiye" hedefiyle atılan adımların, toplumsal huzur iklimini rahatsız ettiği çevrelerce yeni bir nifak tohumu ekilmeye çalışılıyor. Türk varlığını 1071 yılıyla sınırlayıp, öncesini "başkalarına" ait bir mülk gibi göstererek Müslüman Türkleri bu coğrafyada "işgalci" pozisyonuna düşürme gayretindeler. Oysa bu sığ tarih okuması, Anadolu’nun tozlu raflarında ve toprağın yedi kat altında saklanan Saka Türkleri gerçeğine çarparak darmadağın oluyor.
1071 Bir Varış Değil, Bir Dönüştür!
Bizans’ın vergi zulmü ve dini baskıları altında inleyen Anadolu halkları için Malazgirt, bir "istila" değil, binlerce yıllık kadim bir ruhun, bozkırın adalet anlayışıyla yeniden buluşmasıydı. Türkler bu topraklara 11. yüzyılda ilk kez ayak basmadılar; aksine, M.Ö. 7. yüzyılda Kafkaslar üzerinden süzülüp bu coğrafyayı yurt edinen Saka (İskit) atalarının mirasını geri almaya geldiler.
Görselde gördüğümüz o okçu süvari figürü, sadece Selçuklu ‘nun değil, binlerce yıl öncesinin "Bozkırın Efendileri" olan Sakaların yaşayan ruhudur. Amasya’da, Sinop’ta ve Doğu Anadolu’nun sarp dağlarında bulunan kurganlar, koç başlı mezar taşları ve o meşhur "hayvan üslubu" sanat eserleri, Türk mührünün milattan önceki asırlarda bu toprağa vurulduğunun en somut kanıtlarıdır.
Barışı Sabote Eden "İşgalci" Yalanı
Anadolu’nun "asli unsuru" olduklarını iddia ederek Türk milletine "misafir" muamelesi yapanlar, aslında toplumsal barışı dinamitleyen birer mevcut durum bekçisidir. "Terörsüz Türkiye" vizyonu, işte bu binlerce yıllık "milenyumluk" kardeşliği yeniden ihya etme girişimidir. Bu coğrafyanın kaderi; hantal, baskıcı ve ayrıştırıcı Bizans zihniyetinde değil; Sakalardan Selçuklu ’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan o kuşatıcı, özgürlükçü ve adalet merkezli Türk iradesindedir.
Sonuç Olarak
Aidiyet krizinden beslenen terör odaklarına en büyük cevabımız, tarihimizin derinliğidir. Biz bu topraklarda bin yıldır değil, milenyumlardır varız. 1071 bir mühürse, Sakalar o mühürün kazındığı asıl cevherdir. Gelecek, geçmişin kinini değil, bu kadim köklerin gücünü arkasına alanların olacaktır.
Unutulmasın ki; kökü Saka olanın, gövdesi Türkiye, gölgesi ise dünya barışıdır.
Biliyor muydunuz?
• Alp Er Tunga: Saka Türklerinin efsanevi hükümdarı, antik çağlarda Anadolu ve çevresindeki hâkimiyetiyle hem Türk hem de İran (Şehname) destanlarında başrol oynamıştır.
• Tamgalar: Anadolu’nun dört bir yanındaki kaya resimlerinde bulunan Saka tamgaları, Türk yazı kültürünün Malazgirt’ten çok önce bu topraklarda var olduğunun sessiz tanıklarıdır.
Önemli Not: Bu köşe yazısı Bin Yıllık Kardeşliğin Sosyo-Politik Temelleri isimli kitabımın bir bölümündür dijital kitaba ücretsiz ulaşmak için www.talatsimdi.com yayınlar bölümünden indirebilirsiniz.
