İzmir siyaset tarihinde görülmemiş bir baskı altında…
25 yıldır CHP’li belediye başkanları tarafından yönetilen, bu nedenle uzun süredir “CHP’nin kalesi” olarak tanıtılan İzmir, tarihi, turizmi, ekonomisi ya da toplumsal gelişimiyle ilgili değil, CHP’den istifa edip “Bağımsız” kalmaya karar veren Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın siyasi tercihi üzerine toto oynanan şehir haline geldi.
Gazeteler, haber bültenleri, sosyal medya, bir süredir "Cemil Tugay AK Parti’ye geçiyor” manşetleriyle çıkıyor, hem de tarih verilerek…
Bugüne kadar bu iddialar gerçek çıkmadı, havada kaldı.
Tugay, bu söylentilere “Ben halkın memuruyum, onlara ihanet etmem. Bağımsız bir belediye başkanıyım, öyle kalacağım” dedi defalarca…
Ancak dedikodular biteceği yerde daha da alevlendi. Hele Cemil Tugay’ın, İzmir’in sorunlarını görüşmek üzere Külliye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la buluşması ve haber fotoğrafının basına servis edilmesi üzerine ayyuka çıktı söylentiler…
Son iddia, yarın yani Salı günü AK Parti rozetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Cemil Tugay’a takılacağı üzerine…
***
Ben hiçbir siyasi kişilik üzerine “bahis toto” oynamam, 6 milyonluk bir şehri yönetmeye talip olan bir kişinin beyanları esastır benim için…
Olaylara tek taraflı bakmayan, mesleki etik gereği tarafsız kalmayı tercih eden bir gazetecinin izleyeceği yol budur, dedikodu değil…
Çünkü bugüne kadar Cemil Tugay hep bu iddiaları reddetti. Ancak açık kapı da bıraktı: “Siyasi tercihimi daha sonra belirleyeceğim.”
Peki Cemil Tugay, AK Parti’ye geçer mi?
Bu sorunun yanıtı için biraz geçmişe yolculuk yapmak ve birkaç gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
***
İlki 80’li yılların sonuna dayanıyor.
Hatırlarsanız 1989 yerel seçimlerinde dönemin başbakanı ANAP lideri Turgut Özal, şehirleri dev afişlerle donatmış, "Eli kolu bağlı bir belediye başkanı ister miydiniz?" yazılı, kolları koltuğa bağlanmış bir başkan figürüyle halka şunu anlatmaya çalışmıştı:
“Her şey benim elimde… Karşı partiye oy verirseniz, hükümetten zırnık alamazsınız.”
Halk bu üstü kapalı şantaja itibar etmedi. Özellikle İzmir… SHP adayı Yüksel Çakmur, bir önceki dönemin ANAP’lı belediye başkanı Burhan Özfatura’ya fark attı ve başkan oldu.
Özal da kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.
Bu aslında siyasi bir çekişmeydi. Gülüp geçildi. “Demokrasi kazandı” yorumları yapıldı.
Ana fikri ise önce parti sonra insandı.
***
İkinci izlemimim yurt dışından…
2015 yılıydı sanırım… Bir grup gazeteci arkadaşımla Viyana Belediyesi’nin davetlisi olarak, Avusturya’ya gittik.
Daveti, Viyana’ya yerleşen bir gazeteci arkadaşımız ayarlamıştı. Amaç, İzmir ve Viyana arasında yerel yönetim ve turizmde işbirliği sağlanmasına aracı olmaktı.
Dört gün kaldık Viyana’da…
Viyana Belediyesi’nin alt yapı çalışmalarından kentsel dönüşüme, kente su ve elektrik sağlanmasına yönelik çalışmalarını inceledik. Ben gözlemlerimi o dönem çalıştığım Yeni Asır Gazetesi’nde yazı dizisi olarak yayınladım.
En çok aklımda kalan şey, belediye başkanıyla yaptığımız görüşme oldu.
Başkan, “Viyana başkanını nasıl seçiyor” sorumuza şöyle yanıt vermişti:
“Bizleri halk seçer. Seçmenler, sandığa giderek 100 üyeden oluşan Belediye Meclisi üyelerini belirler. Seçimlerin ardından meclis çoğunluğunu sağlayan parti veya koalisyon, kendi üyeleri arasından Viyana Belediye Başkanı'nı oylamayla seçer. İyi yönetemezsek başka arkadaşımız gelir. Tek yetki halktadır. Bizler halkın memurlarıyız. Çünkü şehri yönetme kuralları esastır. Kimse bunun dışına çıkamaz. Hiçbir parti kendi lehine, bu kuralları esnetemez. İşe alım yapamaz. Örneğin, Viyana’nın nüfusu asla 2 milyonu aşmaz. Kimse bunu oy uğruna artıramaz.”
Demokrasi mi diyorsunuz işte en çarpıcı örneği… Belediye başkanı, hiçbir partinin kulu olmamalı, bu net… Sağlıklı bir kent yapısı, partizanlığın değil, halkın denetimiyle sağlanır.
Bizde hep halkın değil, partizanlığın dediği oldu.
Buradan çıkaracağımız sonuç ise "önce yasalar ve sistem sonra siyaset" oldu.
***
Önce şu konuda anlaşalım:
İzmir CHP’nin değil, sosyal demokrasinin kalesidir. Bunun kanıtı çok açık…
2000’li yıllar öncesinde, İzmir’de CHP ve SHP ağırlıklı olarak, ara sıra da ANAP ve DYP adayları yerel seçimi kazandı.
Mesela AP adayı Osman Kibar, 60’lı yıllarda İzmir’de üst üste belediye başkanlığı kazanmıştır. Ben o dönemde çocuktum ama alkım yettiğince gazetelerden izlerdim.
Demem o ki, İzmirli seçmenin tercihi çok açık… Demokrasi ve Atatürkçü çizgi…
Bu ödünsüz siyasi çizgisine karşın İzmir hep yalnız bir şehirdir, hak ettiğini alamayan, derdini anlatamayan ancak dik duruşuyla övünen bir koca şehir..
Hele 2000’li yıllardan sonra, AK Parti iktidarına karşı ödün vermeyen tutumu kimi çevrelerce övgü toplasa da, sürekli CHP’nin yerel seçimleri kazandığı süreç, şehrin ana damarlarını tıkadı.
Hele Başkanlık sistemi kentin ana sorunlarının çözümünde yetersiz kaldı.
2026 yılını yaşadığımız İzmir artık, yerel yönetim açısından bir geri kalmışlık karmaşasıyla karşı karşıya…
Yıllarca CHP’li belediye başkanlarının, iktidarla köşe kapmaca oynayarak, hatta yargı sopasıyla tehdit edilerek (Aziz Kocaoğlu’nun FETÖ kumpasıyla yargılandığı süreci unutmayalım) geçirdiği süreçte İzmir sürekli büyüdü, nüfus sürdürülemeyecek boyutları aştı, gökdelenlerle sarıldı, sorunları da dağ gibi birikti.
Zira kentlerin temel sorunları yerel yönetimleri aşar, iktidar desteği olmadan hiçbir belediye başkanı çözemez.
****
Yani şöyle özetlersek:
İzmir yıllardır toplanamayan çöp rezaleti yaşıyor. Çağdaş bir çöp tesisi hala kurulamadı. Yakışıyor mu İzmir’e…
Şehir içi trafiği eziyet sınırını aştı, her gün yeni bir kabusa uyanıyoruz.
Hızlı nüfus artışı kentin direnç noktalarını çürüttü. İmar planları sürekli yenileniyor, kent dokusu kayboldu.
Yeşil alanlar azaldı, deprem toplanma alanları bile apartman inşaatlarına kurban ediliyor.
İzmir Körfezi ne yazık ki, onca çabaya karşın toparlanamıyor, hala kokuyor.
Halk İzmir’de eskisi gibi nefes alamıyor, mutsuz…
İzmir’e dışarıdan bakanlar, bir yandan “gelişmemiş, köy gibi” diyor, dalga geçiyor, diğer yandan “aman CHP’nin kalesi olarak kalın” diye tavsiye veriyor.
Genç işsizliğin Türkiye’de en çok arttığı şehir İzmir… Yeni yatırımlar yok, fabrikalar açılmıyor, sanayici İzmir’i bırakıp İstanbul’a kaçıyor. Kimsenin, havasından, güneşinden, yumuşak ikliminden yararlandığı İzmir’e değer katma gibi bir derdi yok. Herkes bir çıkar peşinde…
Ege’nin incisi İzmir’i artık kentleşmede kimse örnek almıyor, “Konya’dan, Kocaeli’nden, Antalya’dan geri kalmış” diyor.
Kentsel dönüşüm sos veriyor, atılan adımlar yetersiz..
Bunlar ilk aklıma gelen sorunlar… O yüzden halka çıkıp sorun, “Hizmet alamıyoruz. Bir dönem AK Parti yönetse İzmir’i bari” diyenlerin sayısı artmaya başladı.
Bunu seçim sonuçlarında da görmek mümkün:
İzmir’de 2019 seçimlerinde AK Parti’ye karşı yüzde 58’e karşı yüzde 27’lik zafer kazanan CHP, 2024 seçimlerinde ise yüzde 49’a karşı yüzde 37’lik bir sonuçla, CHP’yi uyardı ama dinleyen kim?
Şimdi bütün bunların ışığında “Cemil Tugay AK Parti’ye geçiyor” naraları atılıyor, sosyal medyada kendisine yönelik küfürler, tehditler sıralanıyor.
Kaç gündür Cemil Tugay’ın aleyhine yapılan X paylaşımlarını takip ediyorum, altındaki paylaşımları da…
Neler söyleniyor neler… Hep olumsuz, yargılayıcı, suçlayıcı cümleler…
Ama bir tanesi var ki, yaşadığı sorunlardan belli ki isyan ediyor. Şöyle yazmış:
“İzmir’e yararı olacaksa, AK Parti’ye geçerse geçsin kardeşim, dokunmayın adama, bıktım artık yahu…”
Paylaşım adresine baktım, logosuna, öfkeli bir CHP’li…
İşte İzmir’de yaşadığımız çözümsüzlüklerin sırrı bu paylaşımda…
***
Peki Cemil Tugay, AK Parti’ye geçer mi?
Geçebilir.
Ancak ben, Bağımsız kalacağı inancımı koruyorum.
Daha önce de köşemde böyle yazdığım gibi.
Çünkü artık o bir CHP’li değil, lideriyle geçmişte kader birliği yaptığı Yeni Parti’ye de, ‘yapılanmasını eleştirerek’ katılmadı, “Tercihim Bağımsız kalmak” dedi.
Ancak şartlar, onu ne duruma getirdi bilemem. Çünkü göreve geldiğinden bugüne kadar, rahat bırakmadılar adamı…
İzmir için yapacağı projelere, iktidardan destek gelmedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkan’ın birçok projesine imza atmadı, kent için yapılacak yatırımlara kredi çekmesine izin vermedi.
Yatırımlar durdu. Koca şehir tıkandı.
İzmir önünü açmak istiyor ama ilerlemesi ne mümkün…
İktidardan kamu yatırımları dışında hiçbir destek gelmiyor, hele bir de Türkiye’de yerel yönetimlerin kaderi Cumhurbaşkanı’nın iki dudağı arasında olunca…
Ne yapacak bu yönetici… İzmir’in geleceği için bir çare bulmak zorunda…
O çare AK Parti’ye geçmekse, yapabilir bunu…
Böyle bir gelişme olursa, mutlaka İzmir’e hizmet sözü almıştır AK Parti’den Cemil Tugay… Başka türlü onurunu pazarlık konusu yapacağını düşünmüyorum Tugay’ın…
AK Parti'ye geçerse, bunu İzmir için yapar.
Ancak geçiş sancılı olur. CHP seçmeni haklı olarak tepki gösterebilir, oyum “AK Parti’ye değildi” diye suçlayabilir.
Peki ya İzmir? Bekleyen onca sorun, mutsuz insanlar…
***
İşin özü; siyaset artık 80’lerle, 90’larda yapıldığı gibi yapılmıyor. Partizanlık devri kapandı, boşa vaatler de..
Partilerin topluma hükmettiği bir devir kapanıyor.
Ne yani Tugay, Atatürkçü çizgiden kopan, “Butlancı” CHP’ye mi geri dönecek?
Yoksa hala içten içe kaynayan, ismi bile adliyelik olan, başkanı Özgür Özel’in “değişimi görmek istiyorsanız İzmir’e bakın” diye övündüğü kentte, kendi belirlediği belediye başkanlarının bile partisini terk ettiği Yeni Parti’ye mi güvensin…
Sonuç çok açık:
Cemil Tugay ya “Bağımsız” kalıp, son 2 senesinde yine İzmir’e kafa yoracak ya da AK Parti’yi tercih edip halka hizmete farklı bir siyasi anlayışta devam edecek.
Bu süreçte İzmir’in sorunlarına neşter vurursa takdir kazanır.
Başka şansı yok.
Kabul edelim zor bir karar, her ikisinde de yalnız kalma, acımasızca eleştirilme riski var ama İzmir için bir an önce bu kararın alınması gerek, çünkü zaman şehrin aleyhine işliyor.
Günümüz zihniyeti artık halka “koşulsuz” hizmeti emrediyor. Particilik yapmaksızın, memuriyet bilinciyle, vatandaşa tam motive…
Modası geçmiş particilik İzmir'in ağır sorunlarını çözemez.
Yani, "önce İzmir, sonra siyaset"…
----------------
5 Ekim 2026
Hürol Dağdelen
[email protected]