Gazeteci kimdir?
Tek kelimeyle kamuoyu vicdanıdır… Halkın sözcüsü ve onun güce karşı sesidir. Gerçekleri söyleyen ve her şartta bu toplumsal değeri savunandır.
2000’li yıllara kadar, eni konu bu toplumsal değere sahip çıkan, gazeteciliği halk için yapan, bunu yaptığı için de en çok okunan, iş dünyasından topladığı ilanlarla ayakta duran ve iktidara karşı “4. Kuvvet” gücüne erişen, etik değerlerini koruyan bir meslekti gazetecilik…
Uğur Mumcu, Uğur Dündar, Abdi İpekçi o dönemin simge isimleriydi…
Güçlü basın kuruluşlarıyla, halkın en güvendiği gazetecileriyle basın, halk ile politikacı arasındaki ilişkiyi dengede tutan bir ahlaki değer, bir hak savunucusuydu…
İşte bu yüzden o yıllarda ünlü sanatçımız Selda Bağcan bir şarkısını şöyle dillendirmiştir:
“Bankada parası olan kulları yazma
Onlara aldanıp yolundan azma
Şehirden asfalt geçen yolları yazma
Bir de bizim köyden eşek geçmeyen yolları da
Yaz, yaz gazeteci, yaz
Yaz, yaz efendi, yaz”
Hepimiz biliriz bu şarkıyı, gençliğimde en çok dinlenen eserdi. Gazeteciye toplumsal değerini hatırlatan, asıl görevi konusunda uyaran sözlerdi…
Dönemin siyasileri de gazetecilere, karikatüristlere hep ‘saygılı’ yaklaştı. Köşe yazılarındaki doğru eleştirilerin yanında oldular, tek taraflı yazılara da sert tepki gösterdiler.
Ama hiç birinin bir gazeteciyi ya da bir karikatüristi dava ettiğini, hapse attığını görmedim, duymadım.
Birkaç vaka olduysa da istisna kaideyi bozmaz.
Çünkü gazeteci güven timsaliydi.
*
Ne yazık ki, o günler çok geride kaldı.
Günümüzde bu özel meslek artık, para için, şöhret için, siyasilere yaranmak için, milletvekili olma gücünü elinde tutmak için, para karşılığı satın alınan, halkı yanıltan haberlerin kutsandığı meslek haline geldi.
Etik değerleri savunan gazeteciler küstürüldü, daha çok mesleğe, George Orwell’ın dediği gibi, “halkla ilişkiler” açısından bakan, “pazarlık” gücünü artıran bir medya oluşumu baş gösterdi.
Son yıllarda buna, gazetecilerin sahip olduğu kimliğe ve kurumlara efelenen, hatta çökmeye çalışan sosyal medya fenomenleri de eklendi.
İnternetin yarattığı güçle, sosyal medyada grup kuran, kurduğu grubu pazarlayan, grubu oluşturan insanlar sayesinde önemli bir güce erişen fenomenler, kendilerini gazeteci yerine koymaya başladılar:
“Gazetecilik için okumaya gerek yok”, “Etik kurallara uymak gereksiz”, “Ben ne dersem o olur”, “İlah benim gazeteci de kimmiş”, “Anayasa, hukuk tanımam, önce ben” algısını, oluşturdukları güçle yaymaya başladılar.
Başarılı da oldular, tebrik etmek lazım…
Çünkü ortam buna müsait.
Bugün birçok açılışta, davette gazeteci değil de sosyal medya fenomenini görmeniz, ondan…
Gazetecilerin kurduğu halka ve hukuka dayalı düzen, kişisel çıkarlara, şöhrete ulaşmaya, kolay para kazanmaya dayanan ahlaksız bir yola dönüştü.
Kim haklı kim haksız belli değil…
İktidarın şerbetinden yararlanan, muhalefetin ‘bir gün mutlaka” söylemlerinden çıkar sağlayan bir yayın politikası oluştu.
Ama halk yalnız.
Çünkü bu geniş kitlenin hakkını koruyan gazeteci sayısı bir elin parmakları kadar az artık…
Onların yanında olması gereken meslektaşları da olanlara seyirci kalınca, mesleğimiz ellerimizden kayıp gidiyor.
*
Mesleğine küsen gazetecilerden biri de bendim… 30 yılı aşkın bir süre Yeni Asır’da çalıştıktan sonra bir süre dinlenmek istedim. Ancak kısa sürdü. Bir internet gazetesinden davet aldım. İnternet gazeteciliği yeni yeni filizleniyordu, öğrenmek istedim. Bir süre çalıştım orada.. Pek çok şey öğendim, mesleğin yeni yüzünü ve amacını da…
Ondan sonra bir meslektaşımla bir gazeteyi yürütmeye çalıştık, olmadı. Gazetecilik ilkelerimiz bu düzene ayak uyduramadı.
Bir deneme daha… Ve son.
Ben artık bu işi yapmam dedim… Zira haberciliğin parayla satıldığına, haberi yapılan kişilerden para tahsil edildiğine, genç gazetecilerin zalimce çalıştırıldığına, etik kuralların hiçe sayıldığına bizzat tanık oldum,iğrendim.
Bir kez daha köşeme çekildim. Bu kez uzun sürdü. Yıllarca gazete yönetmiş, köşe yazarlığı yapmış biri için bu süreç gerçekten zordu, keyifsizdi.
Yine bir gün, bir telefonla her şey değişti. Arayan kişi Mustafa Yılmaz’dı…
Mesleğine Yeni Asır’da muhabir olarak başlayan, elimizde mesleğin etik kimliğini kazanan bu acar gazeteci, yaşadığı uzun meslek hayatından sonra kendi internet gazetelerini kurmuştu ve ekibini deneyimli gazetecilerden oluşturmayı hedefliyordu.
Beni de davet etti ekibe… Hiçbir maddi beklenti içinde olmadan katıldım bu oluşuma…
5 yıldır Mustafa’nın kurduğu “Egeli Gazete” ve “İzmir’de Son Dakika”da, yayın koordinatörü ve köşe yazarı olarak görev yapıyorum.
Mesleğimizin duayen isimlerinden Şükrü Akın, Nurhayat Talay ve genç kardeşlerimle birlikte…
Huzurla, gururla, kimseye hesap vermeden, baskı altında kalmadan…
Bu büroda hiçbir gün mesleğimde ilgili şüphe duymadım. Hiçbir gün bana ve aramızdaki genç arkadaşlarımıza Mustafa’dan, “Gittiğimiz haberden ilan getirin, para toplayın, haberinizi pazarlayın” sözünü duymadım.
Sadece şunu, “Haberinizi kaynağına doğrulatmadan girmeyin.”
Yani mütevazı bürosu ve başarılı ekibiyle, para, şan, şöhret peşinde koşmadan işini yapıyor Mustafa Yılmaz…
Onu parayla satın alamaz, mesleki kariyerini ahlaksız tekliflerle pazarlık konusu yapamazsınız.
O ve sevgili eşi Efsun, halkın yararına çalışan, mesleğin ahlak kurallarına özen gösteren tanıdığım en dürüst gazetecilerdir.
Bugünlerde gazetecilik kolay bir iş değil… Her şey parayla dönüyor. Ancak onlar sorun etmiyor, hiçbir siyasi oluşumla ve iş dünyasıyla işbirliği içinde olduklarını görmedim, duymadım.
İlkeleri tarafsız gazetecilik…
Eşi ve kendisinin mütevazı bütçeleriyle, her ikisi de tazminatlarını yatırarak kurdukları gazetelerinde neredeyse 24 saat muhabirlik yapıyorlar, bizler de onlara ellerimizden geldiğince destek oluyoruz.
Halka sadece doğruları söyleyerek, hiçbir aşamada haberciliği pazarlama, tehdit ya da şöhrete ulaşma konusu yapmadan kendi markaları ‘Egeli Gazete’ ve İzmir’de Son Dakika’yı ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Tek beklentileri var, gazeteciliğin etik değerlerini korumak, gerçek habercilik mücadelesi vermek…
*
‘İzmir’de Son Dakika’, Mustafa Yılmaz’ın kurduğu EFS Medya’ya ait bir basın kuruluşu…
Yıllardır ekip olarak Egeli Gazete’ye olduğu gibi, bu gazetemize de çalışıyor, emek veriyor, haberleri paylaşıyor, sosyal medyada yer veriyoruz.
Yani bu gazete bir emek ürünü…
İki gündür, “Bu hak para yatıranın, reklam yapanın” diye tutturan, sahiplik hakkına göz koyan, algı yaratma peşinde koşan Mithat Umutoğulları’nın yazdığı gibi değil gerçekler…
Neden bu işe karıştı bilmiyorum ama bizlere sorup öğrenebilirdi, bu ekipte gazeteciler var, cahil cühela değil…
Ben de yıllardır köşe yazıyorum, bir sorumluluk alıyorum. Bazılarının yaptığı gibi bulanık suda balık avlamıyorum.
Doğru bilmediğin şeyi soracaksın. Okuyucuya karşı sorumlusun.
Hadi bunu yapmadın elinin altında internet var, Google uzun ve karışık geliyorsa, son günlerin modası Yapay Zeka’ya sor…
Çok net bilgi veriyor.
Bak ben sordum, sana tane tane anlatayım:
O senin savunduğun 41. Madde var ya sadece içerik üretimi yayınıyla ilgili… Bize karşı savunduğun grup, bugüne kadar onu yapıyor, paraları ona harcıyordu. Sosyal medya aracılığıyla program yapıyor ve yayınlıyordu… Ancak iş gazeteciliğe gelince sınırı aştığını gördü…
Çünkü İzmir’de Son Dakika’nın asıl sahibi Mustafa Yılmaz, isim hakkını ve marka tescilini önceden ve 16 ve 38. Maddeler üzerinden yaptırdı.
Yani İzmir’de Son dakika için yayın hakkı onun…
Peki nedir onlar, yine Yapay Zeka cevaplıyor:
16. madde: Gazete, dergi, basılı yayınlar, matbu haber içerikleri hakkı.
38. madde: İnternet üzerinden haber iletimi, dijital yayın, haber portalları, telekomünikasyon yoluyla bilgi aktarımı hakkı…
“Onları salla asıl 41. Madde önemli” diyerek saptırdığın gerçek bu işte…
Algısı malgısı olmaz bu işin… Ortada yasa var, burası muz cumhuriyeti değil.
Hadi bunları geçtim. Hiç sordun mu, Kadir Bey’in geçmişinde 1 gün bile gazetecilik yaptığı görülmüş mü? İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne üyeliği var mı?
Yok.
O halde neyi konuşuyoruz?
Yok efendim onca para harcamış da, billboardları doldurmuş da…
Bu onun sorunu, bizim değil ki… İsim cazip tabii, elde tutmaya çalışıyor.
Hiç sormadın mı arkadaşa, “madem bu ismin kullanım hakkı başkasında, neden o kadar para harcadın, ismi neden değiştirmedin” diye…
Üstelik, bizler de İzmir’de Son Dakika için yıllardır emek veriyoruz. Mustafa Yılmaz ve eşi, mesleklerinden emekli olunca kazandıklarını bu gazetelere yatırmışlar…
Onların parası, emeği, bizlerin alın teri, hak değil mi?
Bunu en iyi sen bilirsin… Bizler gazeteciyiz, birbirimizi takip ederiz. Yayın hakkını satın aldığın nice haber sitelerine ve tv kanalına saldırı olduğunda göğsünü gere gere, “Onlar benim, kimse benden söküp alamaz” demedin mi?
Sonra da çok iyi bir paraya devretmedin mi?
Onun için bize kalan şu an mahkemelik olan bir davanın sonucunu beklemek… Patırtı koparmanın, başkasının hakkına el uzatmanın alemi yok.
Her şey, tüm gerçekler, ayan beyan ortada…
*
Bir çift lafım da İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne, gazeteci dostlarımıza…
Birkaç gündür yaşanan bu tartışma hiç mi ilginizi çekmiyor. Mustafa Yılmaz’a yapılan saldırılara neden seyirci kalıyorsunuz…
Cemiyet üyesi olan bu meslektaşınızın yanında olmak zorundasınız, onun hakkını korumak için, gazeteciliğin geleceği için varsınız.
Çünkü haklı…
Bugün ona yapılıyorsa yarın da size… Zira bir yol açılırsa herkes üzerinden geçer.
Gazeteciliğin gücü birlik olmaktan gelir, gazeteci arkadaşlarımızın haklarını savunmaktan gelir.
Bunu yapamazsak eğer; hak, hukuk, etik değerleri tanımayan sosyal medya fenomenleri, mesleğimizi ele geçirirse, 'hiç ‘canım yandı’ demeyin.
Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.
-------------------------------------
16. 03.2026
Hürol Dağdelen
[email protected]