İzmir'de Son Dakika
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Canım ciğerim Mehmet Sarışın’ım..
Yaşar Aksoy
YAZARLAR
16 Temmuz 2025 Çarşamba

Canım ciğerim Mehmet Sarışın’ım..

Canım ciğerim Mehmet Sarışın’ım..
Mehmet’im tıpkı benim gibi alt tabaka emekçi gazetecilerindendir. Yani, yüksek
katlarda gözü yoktur. Habercidir anadan doğma. Takır takır haberini bir anda yazar,
kalemi keskindir, veluttur (yani üretken). Koşa koşa gazeteye gelir, koşa koşa habere
gider, koşa koşa geri döner işinin başına. Yıllarını böyle geçirdi. Biraz çocuksudur,
biraz savruktur, ama o benim Mehmet’imdir.
Komik adamdır, güler hep, makaraya alır çevresini, bazen de kazık yediği zaman
suratı mosmor olur. Zaten siması kızılımsa pembedir. Hâlâ gazetecidir, hala
habercidir, hala magazincidir, hala fotoğraf çeker ekmeğini kazanmakta olduğu
Marmaris’te..
İstanbul gibi kurtlar sofrasında da çalıştı. O Mehmet Sarışın’dır, hangi görevi
verseniz altından kalkar. Yıllar önce tam bu satırları İstanbul’daki evimde yazarken,
Mehmet aradı, akşam Nişantaşı’ndaki bir barda İstanbul’da yaşayan İzmirlerin vur
patlasın çal oynasın partisine davet etti. Gelemem be Mehmet’im, bu kitabı hızla
yazıyorum, affet şimdilik, dedim.
Gazete yönetimindeki çakallar Mehmet’i hep kullanıp, sonra üvey evlat
muamelesi yaparlardı. Ben ona hep yüreğimi açtım, onu hep kardeş bildim. Demokrat
İzmir gazetesinde pikaj masasına eğilip gazete hazırladığı yıllardan beri onu sevdim
hep. Hep sevinçli olmasını dilerim..
Anılarını bana anlatmıştı..

(İnanılmaz çalışkan bir gazeteci: Mehmet Sarışın.. Kaytarıyo gibi yapar, en bomba
haberi patlatır..)


MEHMET SARIŞIN ANLATIYOR
“.. 1980’li yıllarda Ege Bölgesi’nde yayınlanan Yeni Asır Gazetesi’nde tanınan bir
muhabirdim. Bu nedenle “önemli görevler” bana veriliyordu. Yıl 1987. Bu defa rotam,
Almanya’nın Köln şehriydi. Genel Yayın Yönetmeni Saruhan Ayber’in talimatıyla
irticai faaliyetleri yüzünden Türkiye’de hakkında yakalama kararı olan “Kara Ses”
lâkaplı Cemalettin Kaplan’ı bulup röportaj yapacaktım. Kısa sürede Neusser Strasse
98 numaralı apartmanın bir dairesinde yaşadığını öğrendim. Yakındaki bir otele
yerleştim ve kendisine ulaşmanın yollarını aramaya başladım.
Mutlaka Cuma namazı için evinden çıkacaktı. Çevredeki esnaftan hangi camide
Cuma’yı kıldığını öğrendim. İzmir’i gazeteyi arayıp reklam müdürü Yılmaz ağabeyden
(Yılmaz Salım) cuma namazı nasıl kılınır öğrendim. Cuma vakti, girişinde Fatih Camii
yazan gerçekte ise bir hangar olan geniş mekânda cemaatin arasına karışıp, ön
saflarda yer alan Cemalettin Kaplan Hoca’nın yanına kadar gelmeyi başardım.
Verdiğim selamı aldı. Bu iyiye bir işaretti. Çıkışta kendisine gazeteci olduğumu,
Türkiye’den röportaj yapmak için geldiğimi söyledim. Şaşırdı. “Beni nasıl buldun?”
dedi.
“Meslek sırrı” cevabıma gülümsedi.
Kısa boyluydu. Başını kaldırıp şöyle bir yüzüme baktı ve dedi ki: “– Tamam gel,
gidelim. Hakkımda iyi yazmayacaksın, ama şerden de hayır doğar!..”
KARA SES KONUŞUYOR
Kapısında “Avrupa İslam Cemaatleri Birliği” yazan dairede gerçekleşen röportaj,
kardeş kuruluş olan SABAH Gazetesi’nin Almanya baskısında da yayınlandı. Kara
Ses, bana hazırladığı İslam Anayasası’nın metnini ve hazırladığı kasetleri de verdi.
“Bu Anayasa çok değil en çok 25 yıl sonra Türkiye’de faaliyet geçecek” dedi. Manşet:
“Önce Türkiye’nin başkentini değiştireceğim!” şeklindeydi.
Bu röportajdan sonra binadan çıkınca arkama bile bakmadan koşarak kaçtığımı

hiç unutmam.
ERHAN ÜNVER’DEN KAÇIYORUM
Yine 1980’li yıllar. Dinç Bilgin, Hastech marka bilgisayarları getirdi. Daktilolar rafa
kalktı. Artık herkes yazılarını bilgisayarda yazıyordu. Dinç Bilgin gazeteyle beraber
polisiyle kitaplar vermek istedi ve Amerika’da geçen polisiyle kitapları yazması için
Erhan Ünver’i görevlendirdi. Erhan ağabey artık 24 saat elinde Amerika haritası New
York bilmem kaçıncı cadde araştırıp, kendi bulduğu Amerikan isimleriyle polisiye
roman yazmaya başladı. Adeta Mayk Hammer romanları yazmaya koyulmuştu.
Bir gün Erhan ağabey bilgisayarın başındayken yanına geldim ve sanki üstüme
vazifeymiş gibi “Ağabey kaydetmeyi sakın unutma, uçar gider yanarsın” dedim ve
onu beklemeden bilgisayarın klavyesindeki kaydet tuşuna basmak istedim. Yanlış
tuşa basmışım, yani sil tuşuna bastırmışım, kitap uçtu gitti. Tabii hemen tabana
kuvvet gazeteden kaçtım. Erhan ağabeyin beni kovalaması Alsancak Garına kadar
sürdü. Üç gün işe gelemedim.
ALTINYUNUS MACERALARI
1980’li yıllar. Yeni Asır adına Çeşme’de magazini ve sosyeteyi takip ediyorum.
Altınyunus’ta 949 numaralı odada kalıyorum. Altınyunus’tan her gün haber
yayınlandığı için barter yaptık. Her şey dahil para vermiyoruz. Bir akşam
Altınyunus’un teknesiyle kalabalık bir İzmir’in tanınmış isimleriyle denize açıldık.
Herkes yiyip, içip, eğleniyor. Bende devamlı fotoğraf çekip, kasetlerin birini çıkarıp,
ötekini takıyorum.
Derken deniz birden patladı. Kaptan “Eyvah batacağız” demeye başladı. Milleti
aldı mı bir korku. Kadınlar çığlık çığlığa. Bir yağmur, bir fırtına. Fotoğraf çekmeye
devam ediyorum ama flaş çalışmadı artık. Ya ıslandı ya pili bitti. Ama şimşekler arka
arkaya öyle bir çakıyor ki ben flaşsız fotoğraflara devam ediyorum. Artık ne çıkarsa
kaderime. Müthiş bir telaş. Sahil güvenlik falan bizi arıyor ama deniz öyle patlamış ki
yanımıza gelemiyorlar.
Neyse saatler süren çabanın sonucunda kaptan tekneyi Altınyunus’un
marinasına sokmayı başardı. Neredeyse sabah oluyordu. Ben arabaya atladığım gibi
soluğu İzmir’de aldım. Kasetleri verdim. Sonucu merakla bekliyorum. Saat 06.00 gibi.
Filmler çıktı, müthiş. Şimşek çakarken çektiğim fotoğraflar bir harika. Artık haber
müdürü Akın Kıvanç ve yazı işleri müdürü Şevket Özçelik’i beklemeye başladım. İkisi
de nur içinde yatsınlar.
Herkesten önce Dinç Bilgin geldi. Yazı işlerine girdi: “Çeşme’de kıyamet koptu.
Bizden kimsenin ruhu duymadı” diye homurdanıp, yetkilileri beklemeye başladı! Ben
yanına gittim, “Dinç abi gelir misin?”, dedim. Işıklı masaya yaydığım diaları gösterdim.
“Ne zaman çektin bunları?” dedi. “Çektim ve hemen geldim” dedim. Sırtımı sıvazladı,
gitti. Haber Yeni Asır’da “Kıyamet Gecesi” manşetiyle çıktı. Şevket Özçelik bir ikinci
başlık daha attı: “Mehmet Sarışın bu fotoğrafları Allah’ın flaşıyla çekti” diye. He he
he…
PORNOLU YILLAR
Bir hatıra daha. Porno’lu yıllardan…
Figen Han içeri girdi, gazete sallandı. Hadi anlatayım bakalım. 70’lerdeki seks
furyası sürüyor. Figen Han gazeteye geldi.
1970’li yıllarda Ege Ekspres Gazetesi’ni, Yaşar Holding’ten Hürriyet Gazetesi
satın aldı. Rahmetli Nezih Demirkent, Turgut Dinsel, Seçkin Türesay gibi önemli
gazeteciler İzmir’e karargâh kurarak, Ege Ekspres’i güçlendirip, Yeni Asır ile rekabet

edebilecek duruma getirme uğraşı içine girdiler.
Ben gencecik bir gazeteciydim. Sayfa sekreterliği yapıyordum. Nezih Bey, Ege
Ekspres’i tabloid olarak çıkarma kararı aldı ve beni de birinci sayfa sekreteri yaptı.
Şimdi de vardır, gazetelerin sayfalarında seksi kadın fotoğrafları. O dönemin en seksi
kadınlarından biriydi Figen Han. Zaten 70’li yıllar. Sinemalar 24 saat non-stop
çalışıyordu. Filmlerin hepsi parçalıydı. Şu demek yani; yerli seks filminin arasına,
yabancı porno filmler de ekleniyordu. Parça başladı mı, sinemada “hışırtı” sesleri
duyulmaya başlardı!
İşte ben de bu tabloid gazeteye bir Figen Han resmi koymaya bayılırdım. Bir de
Zerrin Egeliler. (Zerrin ayrı bir konu olacak, merak etmeyin, onunla da çok hatıralarım
vardır.) Bir gün yine Figen Han resmi koydum. İzmir fuarı başlamıştı. Figen Han da
formunun zirvesindeydi. Fuar’da şarkıcı olarak, Atalay Noyaner’in Akasyalar
Gazinosu’nda çalışmaya başlamıştı. Resminin çıktığı gün gazeteye geldi. Ama ne
geliş. Ortalığı zangır zangır titretti. Ünlü karikatürist Eflatun Nuri de Ege Ekspres’te
çalışıyordu. Önce onu gördü ve masasına yaklaştı. Eflatun Nuri titremeye başladı.
Figen Han geldi, geldi ve üstadın kucağına oturuverdi. Sonra da dudaklarını
dudaklarına dayadı. Eflatun Nuri kalpten gitti, gidecekti. Bu bir Ekspres film idi.
Başrollerde Eflatun Nuri ve Figen Han.
Derken, Figen Han, Eflatun Nuri’yi bıraktı ve sevgili ağabeyim, değerli bir
gazeteci ağabeyime yöneldi (ismini yazmamı istemedi) Sonradan öğrendik ki, daha
önceden tanışıyorlarmış onlar! Ağabeyi elinden tuttu ve doğru karanlık odaya
götürdü. Karanlık oda sorumlusu Gazanfer Karpat’a, içeride neler oldu diye sorduk
ama, hep, “Karanlıktı hiçbir şey görmedim” demekten başka bir söz söylemedi.
GERÇEK FİGEN HAN KİMDİ?
Laf aramızda, genel yayın yönetmenimiz Erkin Usman da iyi tanırmış o zamanlar
Figen Han’ı. Ben şöyle bakıp kalmıştım bu manzaralar karşısında; “Herkese şapur
şupur, bize yarabbi şükür!” Zor tuttum kendimi, neredeyse gidip, söyleyecektim. Ya,
senin resmini gazeteye ben koydum, hani bize, diye!!! O akşam arkadaşlarla birlikte
soluğu Tepecik’teki Büyük Sinema’da aldık! Figen Han’ın filmi oynuyordu: Bir Baba
Hindi. Erkek başrol oyuncu Ali Poyrazoğlu idi, maalesef (!). İşte o Figen Han’ı sizlere
biraz tanıtayım istedim.
Asıl adı Nevval Karpuz olan ve 1967 yılında sinemaya adım atan bir başka kadın
oyuncu da Figen Han’dı. Diğer meslektaşları gibi Figen Han da küçük rollerle başladı
sinemaya. Gerektiğinde masum bir genç kız oldu, gerektiğinde dişiliğini sergileyen bir
vamp kadın. Başrol oynayabilmesi üç dört yılını aldı ve başrol oynadığı filmler de
genelde oldukça dar bütçeli macera filmleriydi. Ön plana çıkması, daha bol soyunup
sevişmesi seks furyasıyla gerçekleşti. Figen Han, ilk başrolünü 1969 da Osman Efe
de Hayati Hamzaoğlu ile oynadı. Sonraki yıllarda gerektiğinde soyunan, gerektiğinde
vamp kadın veya saf genç kız olan bir yardımcı oyuncu olarak kaldı.
HER ROLÜN KADINI FİGEN HAN
1971-1972 yıllarında başrollerin sayısı artmaya başladı. Bu rollerin sayısı artınca
tiplemeler de çoğaldı. Figen Han, tecavüze uğrayan ve öcünü alan bir genç kadın
oluyor, tımarhaneden kaçan bir başka kadını canlandırıyor, ya da Uzak Batı’nın bir
kovboy kasabasında Red Kit in başına bela olan bir bar kadınını oynuyordu. Figen
Han da erotik film furyasına rahatça katıldı. Daha önceki filmlerinde kısmen
soyunduktan sonra burada da rahatlıkla tümden soyundu. İster zengin ve şımarık bir
kızı canlandırsın, ister iktidarsız bir kocanın eşi olsun, ya da dul bir kadını veya bir
kumarbazın eşini canlandırsın, onun için hiç fark etmedi.

Her rolün kadını oluyordu Figen Han. Fiziksel niteliklerinden dolayı, daha çok
erkeklerin başlarını döndüren, soyunmaktan ve çırılçıplak sevişmekten kaçınmayan
kadın rollerine uygun düşüyordu.
Ege Ekspres’teki başarılarımdan ötürü Yeni Asır, beni transfer etti. 1977’den
1990’a kadar İzmir Yeni Asır’da, 1990’dan 2001’e kadar da İstanbul SABAH’ta
çalıştım.
(Yaşar Aksoy’dan Not: Mehmed’im, duydum ki, önümüzdeki hafta ameliyat
olacak imişsin. Mesajını okuyunca gözlerim ıslandı ve eşine telefon ettim hemen.
Kardeşim seni çok sevdik, çünkü sen de bizler gibi alt tabaka emekçi gazetecisi idin.
Hep koştun, hep çabaladın.. Seni Allah’a emanet ediyorum, dilerim atlatırsın
kardeşim... Amin)

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL TÜRKİYE POLİTİKA EKONOMİ YEREL YÖNETİMLER DÜNYA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ ASAYİŞ SAĞLIK KÜLTÜR SANAT MAGAZİN SPOR RÖPORTAJLAR GENEL
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Hakkımızda
Copyright © 2025 İzmir'de Son Dakika