Simavlı Tarık Sarı artık aramızda yaşamıyor ve yüreğimiz yanıyor.
Gazetenin siyah zemin üzerine beyaz puntolarla patlayan manşeti adeta
haykırıyordu: “Muhabirimiz Tarık sarı ve ulaşım görevlimiz Hamdi Çakır’ı
kaybettik. Resmen cinayet.”.
Tarih 11 Eylül 2006 idi. Bu manşeti atan Yeni Asır’ı ellerine alan herkes az sonra
gözyaşlarına hakim olamamıştı.
Farlarını yakmadığı kamyonuyla Çeşme otoyolunda ters yönde giden alkollü
şoför iki Yeni Asır çalışanının feci bir şekilde ölümüne sebep olmuştu. Yeni Asır ile
çalışan reklam ajansı temsilcilerinin Çeşme’de yapılan gecesinden İzmir’e dönen
muhabir Tarık Sarı ve ulaştırma görevlisi Hamdi Çakır böylece trafik canavarının
kurbanı oldular.
Alkol alarak kamyonuyla otoyola çıkan Bülent Işıktaş, yakıt aldığı istasyondan
dönüp Çeşme’ye doğru ters yöne girdi. Farları sönük olan kamyon, iki güzel insanın
bulunduğu görev aracını ezip dümdüz etmişti.
Kamyon şoförünün 1999 yılından beri aşırı hız, şerit ihlali, kırmızı ışık ihlali, polise
karşı çıkmak suçlarından 34 kez ceza yediği ortaya çıktı. Emekli olduktan sonra evine
katkı için 2 ay önce Yeni Asır’da işe başlayan Hamdi Çakır 49 yaşındaydı.


(Tarık Sarı ve Linda..)
TARIK SARI CANIMIZDI
Tarık Sarı, ise canımızdı, can kardeşimizdi.
12 Eylül 2006 tarihli tüm İzmir gazeteleri bu iki talihsiz insanın cenaze haberlerini
oldukça büyük haberlerle sayfalarında hüzünlü bir şekilde verdiler. Yeni Asır’ın
manşeti “Karanfillerle uğurlandılar” şeklindeydi.
Tarık’ın yanından hiç ayırmadığı, motosikletinin üzerinde habere bile beraberinde
götürdüğü Linda isimli köpeği ile çekilmiş fotoğraflarını gazete sayfalarında gören
herkesin içi sızlamıştı.
Aradan tam 4 yıl geçti.
Mehmet Kurt başkanlığındaki Ege Magazinciler Derneği, iki basın şehidinin
ismini yaşatmak için bir kitap yayınladılar ve kaza mahallinin üst kısmında Urla
Kestane Dağı Ağaçlandırma Sahası’nda (Parsel No: 50) bir “Tarık Sarı – Hamdi
Çakır Ormanı” kurma amacı ile Ege Orman Vakfı’nın desteği ile bir tören
gerçekleştirdiler.
ONBEŞ YIL ÖNCEKİ YAZIM
3 Ocak 2010 tarihli Hürriyet Ege’deki “Ege’de Zaman” sayfamın başlığı
“Ormanda Yaşa, Tarık Sarı” şeklindeydi:
“.. Tarık’ın gerçek ismi İsmail’dir. Türk gazeteciliğinin öncülerinden Ali Süavi ile
İzmir Basını’nın sembol isimlerinden Akın Simav’ın doğduğu güngörmüş Simav
beldesinden yetişmiştir. Kendisini, yüzlerce yıl öncesinden bir Batı Anadolu Türkmen
- Yörük devleti olan Germiyan Oğulları Beyliği’nin en önemli kültürel merkezlerinden
Simav’ın kadim sokaklarından tanırız. Kulağı mikrofonlu sağır anası, oğlunun ekmek
parası kavgası için göçtüğü Gavur İzmir’de başarılı olması için Allah’ına ve pek
yaman Simav evliyalarına az mı adak adamıştı?. Bilinmez ki.
Tarık’ı yıllar ince İzmirli Sahte Mesih Sabatay Sevi müritlerinin ruhlarının hala
akşam ayazlarında hayalet gibi dolaştığını sandığım Agora’ya çıkan meşhur
Lambatiya Sokağı üzerinde Karer Pasajı içindeki minik, karmakarışık ve fantastik
fotoğraf stüdyosunda müşteri beklerken tanımıştım; hatta o benim fotoğrafımı
çekecek yerde, ben onun fotoğrafını çekmiştim.
“Alın Yazısı” isimli bir foto roman çekiminde rol almış ve romandaki ismi “Tarık”
olmuştu. O, artık ilk İzmir yıllarında upuzun uzun saçlı ve sarkık bıyıkları ile Barış
Manço’ya (veya resimli roman kahramanı Tarkan’a) özenen, gizli gizli Cem Karaca’yı
mırıldandığı Simav efe türküleri ile taklit eden bir siluete süründü. Bu aktüel modayı
takip eden siluet, görüntüye pek uymayan İsmail ismini geriye çekti ve Tarık’ı öne
çıkardı.


(Yeni Asır gazetesinde iki Yaşar’ın arasında Tarık,, (Yaşar Aksoy, Tarık Sarı,
Yaşar Eyice)
Artık haftalık sükseli magazin dergilerinin ve daha sonra bölge gazetelerinin
magazin fotoğrafçısı olan Tarık Sarı, “pembe gazetelerin” sükseli sayfalarına İzmir
gecelerinin sosyete görüntülerini saniyesi saniyesine yetiştirme telaşında olan bir
gariban mücadele adamıdır. Yüksek Burjuva yalakası bir Paparazzi olmak istese bile
olamazdı; çünkü ekmek parası peşinde koşan bir emekçi gazetecidir.
Herkes, her cıvık sosyete mensubu, her burjuva yaşantısı özlemcisi, her
sonradan görme zengin, her gece alemcisi, her evlenmek isteyen genç kız veya
boyalı dul, her işadamı, her kaymak tabaka üyesi, hatta hatta halk tabakasından her
kişi, bu pembe sayfalara ağzı sulanarak bakarken; o parlak gecelerin büyüsü içinde
gezinirken, o boyalı sayfalarda yer almak için can atarken, sayfanın kenarında mini
minnacak imzası olan o çilekeş gecelerin emekçisinin ismine de göz ucuyla saniyenin
binde biri kadar bir zamanda takılıp geçerdi.
O küçücük imza, işte o pembe geceleri yüksek yaşam tarihine not olarak
düşürdü. Tarık Sarı böylece çok geniş bir çevre tarafından tanındı ve vazgeçilmez bir
muhabir oldu. Sevildi ve toplumda sivrildi. Kimse ona cebindeki parayı, maaşının
miktarını, sigortalı olup olmadığını, sendikaya üye olup olmadığını, evini nasıl
geçindirdiğini sormazdı bile. Önemli olan Tarık’ın objektifine girip sonra parıltılı
sayfalarda boy göstermekti.
İLYAS ÖZGÜVEN’İN KALEMİNDEN
Doğan Haber Ajansı Ege Bölge Müdürü İlyas Özgüven ne kadar doğru yazdı:
“- Tarık Sarı maddi sıkıntı çekti, işsiz kaldı, çoğu zaman horlandı. Zaman zaman
ağladığını da gördüm. Ama hiç isyan etmedi, hiç küsmedi, kinlenmedi. En kızdığı,
sinirlendiği zaman bile yüzüne bir acı gülüş oturur geçerdi. Hiç ödüllere, paraya,
alkışlara oynamadı. O sadece işini yapmanın peşindeydi. Sokaktan geldi, sokakta
çalıştı, sokakta yitirdik onu. Eksikliğini tüm İzmir hissetti. Bazı insanların bizim için ne
kadar vazgeçilmez, gerekli olduğunu ne yazık ki öldüklerinde anlıyoruz”.
Tarık’ın ölümünden sonra çok sevdiği eşi Emel Hanım gibi, tatlı köpeği Linda da
mahzun kaldı. Linda, babacığı Tarık Sarı’yı boş yere hayal etti. Artık onu kucağına
alıp motoru ile haberden habere koşan babacığı yoktu. Linda belki gizli gizli ağladı,
hep boşluğa bakıp motor sesi bekledi. Boşluk her zamanki gibi bomboştu.
BENDENİZ TARIK SARI
Yalnızca giderek solan hatıralar vardı. Müzeyyen Senar’dan Ajda Pekkan’a,
İbrahim Tatlıses’ten Barış Manço’ya, yüzlerce sanatçı, binlerce insan fotoğrafı
kalmıştı geriye. Onun hayatını anlatan filmi yani “Kumdan Kale”yi Prof.Dr.Oğuz
Makal çekti ve herkesi duygulandırdı. Güzelbahçe Belediyesi, ismini bir sokağına
verdi. Ege Magazinciler Derneği’nin bastığı “Bendeniz Tarık Sarı” kitabı da bir vefa
örneği idi.
“Tarık Sarı Ormanı” ise, onu doğada ölümsüzleştirecek. Kök olarak, dal olarak,
yaprak olarak, gövde olarak, bin ağaçlık bir orman olacak bizim Tarık’ımız.
Dallarındaki kuşlar, çayırındaki kaplumbağa, gövdesindeki tırtıllar, geceleri gelen
tilkileriyle ve sonzuz yağmurların damlalarıyla.
Objektifi gibi sazını da pek güzel konuşturan Tarık Sarı, belki bazen ormanda bir
sis gibi belirip hüzünlü halk türküleri söyleyecek. Bilinmez ki.
Kıssadan hisse: Basın emekçilerinin hakkı yenmesin!..”